anadoluverumelimedya.com

İki ağırlaşan sorun

Yakup Kepenek / Cumhuriyet

Reklam alanı

Toplum yeni yıla ağır sorunlarla giriyor. Bunların içinde ekonomi ve dış politika, belirleyici nitelikleri gereği öne çıkıyor. 
Ekonomide iktidar iyice sermayeye yaslanıyor. Dış siyasette izlenen düşman yaratıcı tutum da giderek derinleşiyor. 
Her iki alanın gelişmeleri toplumun geleceği açısından olumsuzluk tohumları taşıyor.

Sermayenin altın yılı 
2017 sermayenin altın yılıydı. 
Sondan başlayalım; asgari ücretin açıklanması 2017’nin son gününe bırakıldı. İşçi, işveren ve hükümet üçlüsünün temsilcilerinden oluşan komisyonda anlaşma sağlanamadığı; işverenin yüzde 15 bir ücret artışına evet dediği; sendikaların da yüzde 20 artışta ısrar ettiği, kamuoyuna açıklandı. 
Sonrasında bir de ne görelim? 
Hükümet, asgari ücrete yüzde 14.2 zam yaptığını açıkladı. Böylece hükümet, doğrusu CHES-AKP iktidarı, bu temel işçi ücretini işverenin verdiğinin bile altında, sermayeden daha fazla sermaye yanlısı kesilerek saptamış oldu. 
İktidarın sermayeci özelliği giderek kurumlaşmış bulunuyor: Gerek asgari ücret ve maaş zammı konularında gerekse de bir kangrene dönüşen taşeron işçilere kadro verilmesi sorununun çözümünde, iktidar, karar sürecine işçi sendikaları konfederasyonlarını hiç, ama hiç katmadı. 
Emeğin örgütü sendikalar, kendileriyle ilgili karar süreçlerinden tümüyle dışlandı. 
Aslında, CHES Başkanı ve AKP Genel Başkanı, Temmuz 2017’de, TOBB’da yapılan ve yerli ve yabancı iş insanlarının katıldığı bir toplantıda: 
OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i” sözleriyle, emek-sermaye ikilisinden hangisinin tarafında olduğunu açıklamış oluyordu. 
Bu anlayışın sürdürülebilmesi için, başta örgütlü hak arama olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin sürekli baskı altında tutulması gerekir ki bu da toplumun geleceği açısından çok tehlikeli bir tuzak oluşturuyor. 
Dahası iktidarın bu sermaye yanlısı tutumuna karşı siyasette de bir seçenek oluşturulmuyor. 
 
İniş-çıkışlı dış politika
Ülke içinde kendisini eleştirenleri tüm kişi ve örgütleri hain ve terörist ilan ederek sabah akşam suçlayan CHES-AKP iktidarı, ülke dışında bu kadar tutarlı (!) değil, arada bir dostluk gösterisi yapsa da, aslında, sürekli olarak düşman yaratıyor. 
Türkiye dış siyaseti, Suriye ve Kudüs’ten AB ilişkilerine, Yunan adaları sorunundan ABD ilişkilerine dek hemen her alanda savaşçı bir özellik kazanmış bulunuyor. 
İktidarın yandaşları bu duruşu antiemperyalist sanıyor ya da toplumun bunu öyle algılamasını istiyor. Oysa ülke içinde bu kadar sermaye yanlısı olan bir yönetimin antiemperyalist olması, eşyanın doğasına aykırıdır. Çünkü, günümüzde sermayenin yerlisi ve yabancısı iç içedir. 
Diğer taraftan, çok ilginçtir, CHES-AKP iktidarı ve destekçisi MHP, dışarıda düşman yaratırken ana muhalefet partisi de, Ege adaları örneğinde görüldüğü gibi, onlardan pek geri kalmıyor. 
Sonuç olarak ülke, 2018’de eskilerin sathı mail dedikleri seçim yamacına doğru yuvarlanmaya başlıyor. Bu gidiş sermaye yanlısı baskı ve dış politikanın çatışmacı ortamında gerçekleşiyor. 
Bu sorunların çözümü için örgütlü bir biçimde özgürlük ve barış seçeneği oluşturulması gerekiyor.

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.