anadoluverumelimedya.com

Önünü görmek

Yavuz Alogan / Aydınlık

Reklam alanı

Bir adım ötenizi göremezseniz ne yaparsınız? Konumunuzu güçlendirirsiniz, mesela çömelir ve sisin içinde önünüzü görmeye çalışırsınız. Sağa sola atılır, yönünüzü bulmadan koşarsanız mutlaka zarar görürsünüz. Karşınızdaki düşmanın mevzilenmesi, müttefikleri, taktikleri sürekli değişiyor, muhtemel stratejisine her hamlede yeni unsurlar ekleniyorsa tahkimatınızı güçlendirirsiniz, ileri gözetleyici çıkarıp önünüzdeki hareketliliği çözümlemeye çalışırsınız. Körün değneği gibi bütün stratejinizi iki kelimeye dayandırarak, hainler ve kahramanlar icat ederek, hayalinizde cepheler kurup sahte zafer umutları yaratırsanız mutlaka çuvallarsınız. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’in ya da II. Savaş sırasında İnönü’nün bu türden tek bir taşkınlığını gösteremezsiniz. En küçük adımlarında bile kurmay zekâsıyla birleşmiş siyasî basiret vardır. Gerçekçidirler, saplantıları yoktur.

Bugünün dünyasını siyasî ve askeri düzeyde anlamak kolay değil. Çok yukardan baktığınız zaman, mesela Doğu Avrupa’da ABD’nin yaptığı askerî yığınağın ancak Almanya’nın rızası ve desteğiyle gerçekleştiğini görebilirsiniz. En genelde ABD’nin Rusya’yı batıdan ve güneyden sıkıştırarak Ortadoğu’da uzlaşmaya zorladığını, böylece Pasifik’te elini rahatlatmaya çalıştığını fark edebilirsiniz. İçinde bulunduğunuz bölgenin emperyalist paylaşım savaşına konu olduğunu, haritaların değişeceğini anlayabilirsiniz.

Elinizde çubuk harita başına geçip Cerablus’tan El Bab’a, oradan Mümbiç’e, sonra yukarıya doğru PYD kantonlarına vs diyerek, fütuhata çıkmış Osmanlı padişahı gibi güzel güzel anlatabilirsiniz. Fakat Mümbiç’in doğusunda Suriye, merkezinde ise ABD bayraklarını; Afrin’de Rus kuvvetlerini ve Öcalan’ın resmi önünde poz veren Tümgeneral Andrey Volkov’un kolunda YPG armasını görünce farklı bir durum ortaya çıkar. İki ay önce böyle bir durum yoktu. Üç ay sonra ne olacağı belli değil.

Türkiye’nin bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğu açıktır. Bu sorunun çözümünde iki uzlaşmaz ideolojik ve stratejik anlayış var. Birisi, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alarak vatanı ümmet olarak anlıyor ve Sünni bir bölgesel etki alanı yaratmaya çalışıyor. Diğeri, vatanı ulus-devlet olarak anlıyor ve misak-ı millî sınırları içinde tam bağımsızlığı amaçlıyor. Birisi, toplumu “anasır-ı İslam” (İslam unsurları) olarak görüyor; diğeri, yasalar önünde eşit haklara sahip bireylerden ibaret görüyor. Birisi toplumun birliğini ancak İslamî esasların sağlayacağına, diğeri ise laikliğin etnik ve dinî bölünmeleri önleyeceğine inanıyor. Bunun gibi sayısız cümle kurulabilir: Birisi kadınların başını bağlayıp 12 yaşındaki kız çocuklarını evlendirmek istiyor; diğeri kadınların saçlarıyla birlikte özgür olmalarını istiyor; birisi, bütün eğitim sistemini imam hatipleştirmek istiyor, diğeri çağdaş bilimsel laik eğitim istiyor… vs. Birinin sicili bozuk, merkezî bir mafya-tarikat yönetimi arzuluyor; diğeri, kurucu irade, parlamenter sistem istiyor. Biri 31 Mart, diğeri İttihat ve Terakki; biri kol kola girmiş İskilipli Atıf ile Şeyh Said, diğeri Mustafa Kemal.

Bu ikisini aynı arabaya koşarsanız ya zayıf olan güçlü olana ayak uydurur ve onun çiftesini yer ya da araba devrilir. “Çanakkale’de her inançtan, her etnik gruptan şehitler koyun koyuna yatıyor…” gibi bir hamasetin bugünün dünyasında yeri yoktur. Her alanda bir karşıdevrim yaşadığımızı, ülkenin bölünmeye ve gericiliğe doğru gittiğini kim inkâr edebilir? Önce tahkimatı güçlendirmek; askeriyede, eğitimde, devlet kurumlarında bir dizi reformla bu bulaşıcı ve delimserek siyasî histeri havasından çıkmak, yeniden saygın ve caydırıcı bir güç haline gelmek gerekir. Aslında çok asgari bir şey bu: adam olmak, başı ve alnı açık yurttaş olmak, yeniden bağımsız bir modern ulus-devlet olmak gibi… Bu asgari hattan bir mikron (milimetrenin binde biri) gerilemeyiz.

aydınlık

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.