anadoluverumelimedya.com

Büyükelçi suikastının ardından akıl akıl akıl

Metin Feyzioğlu / Odatv

Reklam alanı

Türkiye; tarihinin en ciddi ve çok boyutlu saldırısıyla karşı karşıya. IŞİD, PKK, F Tipi gibi terör örgütleri ile savaşıyoruz. Hükümet yetkilileri Türkiye’nin, vekalet savaşlarının yeni cephesi olduğunu dahi dillendirmeye başladı. Bir olmak, birlikte mücadele etmek zorundayız. Bir olmak demek, farklı düşüneni vatan haini ilan etmek demek değil. Bir olmak için birbirimizi dinlememiz ve ortak aklı oluşturmamız gerek. Teröristle mücadele elbette silahla olur. Terörle mücadele ise akılla yürütülür.  Aklın yerini hamaset alırsa, kendi silahımız bizi vurur. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine sarılmalı, akılcı ve bilimci yolda yürümeliyiz. Gördük ki laiklikten uzaklaşınca; iç politikada, dış politikada ve kamu yönetiminde belirleyici ölçü, “Alnı secdeye değmek” ve mezhep oldu. Kutsal dini duyguları politik ve parasal güç için sömüren yapılar, devletin her kademesine doldu. Lozan kötülendi, Osmanlı’nın niçin yıkıldığı çarpıtıldı, tarih yeniden yazılmaya kalkışıldı, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi “pısırıklık” olarak nitelendirildi, yerine “stratejik derinlik” diye yeni-Osmanlıcılık konulmak istendi. Sonuçta Ortadoğu’nun ateşi Türkiye’yi kavurmaya başladı.

Bu yanlışlıkların siyasi iktidar tarafından görülmeye başlandığına dair işaretleri memnuniyetle karşılıyorum. Dünyanın gördüğü en vahşi, en ilkel ve sapkın terör örgütlerinin başında gelen IŞİD’in ele geçirdiği askerlerimize yaptıklarından sonra Türk Milletinin topyekun ve amansız düşmanlığını kazandığına da kuşku yok. IŞİD bu yaptığıyla kendi ipini çekmiş oldu. Hiçbir güç Türkiye Cumhuriyeti Devletini IŞİD’in yok edilmesi hedefinden alıkoyamaz.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi’nin katledilmesinden sonra bu yazıyı yazmaktaki amacım, yerli kaynakların yanında yabancı basını ve yayınları olabildiğince takip eden bir vatandaş olarak daha fazla soru sormamızı ve akıl yürütmemizi sağlamaya çalışmaktır.

ESED YİNE ESAD OLMUŞTUR

1-  Türkiye’nin Suriye’de Esad saplantılı dış politikası yanlış idi. Sonuçları Türkiye açısından ağır ve Suriye açısından trajik olmuştur. Suriye’nin bölünmesine seyirci kalınmıştır. Bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD bu sayede Suriye’nin kuzeyinde, sınırımızda fiili egemenlik kurmuş, devletleşme yolunda önemli mesafe kaydetmiştir. PKK da bundan cesaret alarak şehirlerimizde ayaklanma başlatmaya teşebbüs etmiştir. Tarihi ve bölgesel gerçeklerden kopuk, yayılmacı izlenimi veren yanlış dış politikanın Türkiye’ye maliyeti çok yüksektir. Maalesef bu bataklıktan çıkışımız kolay olmayacaktır. Olan askerimize, polisimize, gencecik evlatlarımıza, durakta otobüs bekleyen, işine giden, çarşıya çıkan vatandaşımıza olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine silah çekene elbette silahla karşılık verecektir. Ancak artık devlet aklıyla hareket edilmesi zorunludur.

2-  Rusya’nın Ankara Büyükelçisi’nin öldürülmesinin ertesi günü, 20 Aralık 2016’da, İran, Rusya ve Türkiye dışişleri bakanları Moskova’da toplandı ve Suriye krizine dair ortak bir açıklama yaptı. Açıklamanın 1’inci maddesinde üç devlet; çok etnisiteli, çok dinli, demokratik ve laik olan, mezhepçi olmayan Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılı olacaklarını vurguladı. Bu, son derece olumludur.

Aynı açıklamanın 8’inci maddesinde, IŞİD ve El Nusra’ya karşı birlikte mücadele kararlılığını ve bu iki örgütün silahlı diğer muhalif gruplardan ayrı tutulması gerektiği ifade edildi.

a) İşin esası şudur; Türkiye, Esad saplantılı dış politikasından vazgeçmiştir. Esed yine Esad olmuştur.

b) Ortak açıklamada, PYD ile mücadele konusunda tek kelime yoktur. IŞİD ve El Nusra düşman olarak ilan edilirken, “dost” olarak görülen “silahlı diğer muhalif gruplar”ın içinde PYD’nin yer alıp almadığı konusu belirsiz bırakılmıştır.

c) Diplomaside, “yapıcı belirsizlik” denilen bir yaklaşım tercih edilmiştir. Bunun sebebi, Türkiye dışındaki ilgili devletlerin PYD’ye ilişkin bir kararsızlık içinde olmaları değildir. Türkiye’nin açıklama metnini daha rahat imzalaması için bu belirsizlik tercih edilmiştir. Gerek İran ve Rusya, gerek ABD ve Almanya, PYD’ye olumlu yaklaşmaktadır. PKK ve PYD’nin aynı üst yapının altında yer aldıkları görmezden gelinmektedir. Esad da, anlaşıldığı üzere en azından şimdilik, küçülerek yani bir kısım toprağını PYD’ye terk ederek egemenliğini sürdürmeye razı olmuştur.

ÖLDÜRÜLEN BÜYÜKELÇİ VE TÜRKİYE DIŞINDA BİR ZARAR GÖRENİ GERÇEKTEN VAR MIDIR

3-  Büyükelçi Karlov’un öldürülmesi, Ortadoğu’nun şekillendirilmesi sürecinde önemli bir köşe taşıdır. Katilin; cihatçı söylemlerin alevlendirilmesinden etkilenen bir “yalnız kurt”, kendi başına harekete geçen cihatçı bir örgütün tetikçisi, yabancı bir istihbarat örgütünün taşeronluğunu yapan bir örgütün tetikçisi, yabancı bir istihbarat örgütü ajanının yönlendirmesiyle ve eyleminin gerçek amacını bilmeyen, kendisini cihatçı sanan bir terörist olması ihtimalleri ve daha başka ihtimaller hiçbir saplantıya kapılmadan değerlendirilmelidir.

4-  Suikastın asıl hedefi, Rusya mıdır, Türkiye-Rusya ilişkileri midir, Ortadoğu’da Rusya’nın inisiyatifi ile yürümeye başlayan süreç midir, yoksa Türkiye midir? Bu soruların cevabı yukarıdaki ihtimallere göre değişecektir.

Medyada okuduğumuz kayda değer yorumların büyük çoğunluğunda asıl hedefin Türkiye-Rusya ilişkileri, Rusya, dolayısıyla Ortadoğu’da yürüyen süreç olduğu ileri sürülmektedir. Bu yorumlarda aynı zamanda, suikastın arkasında kim olabilir sorusu bağlamında, Rusya’nın inisiyatif almasından ve Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasından rahatsızlık duyan “batı ülkeleri”nin istihbarat servislerine üstü açık veya kapalı işaret edilmektedir.

5-  Suikaste ilişkin çok fazla bilinmeyen var. Bilinmeyenlerin çokluğu, analiz ve yorumların güvenilirliğini etkilemekte. Biz de bu fikrî kaosa, pek sorulmayan bir soruyla katkıda bulunalım. Moskova bildirisiyle somutlaştığı üzere suikast, Türkiye-Rusya ilişkisini değil, bu ilişkideki güç dengesini bozdu. ABD ve AB’den uzaklaşmaya başlayan Türkiye, “Esed saplantılı dış politika”sını bıraktı ve Rusya’ya tabi oldu.

Sorun şu: Dış politikada saplantıdan kurtulmak iyi tabi, ancak milli bir dış politika oluşturmak yerine bir başka devlete tabi görüntü vermek bir sorun.

Soru ise şu: Söz konusu analiz ve yorumlarda işaret edilen istihbarat servisleri böyle bir suikastın sonucunun bu olacağını öngörmemiş olabilirler mi? Bu sonuç, bu kadar mı şaşırtıcı?

Cevap veriyorum: Hiç sanmıyorum.

Suikastın arkasında biri var mı, varsa kim, bilmiyoruz. Ancak dış politikayı takip eden ve sebep-sonuç ilişkileri üzerine düşünen kimin önüne benzer bir senaryoyu koysanız, böyle bir sonucu en azından olasılıklar içinde emin olunuz önceden söylerdi.

6-  Bir kez daha tekrar edeyim; bu yazıda hiçbir şey ima etmiyorum, orta yere konulan ihtimallerin üzerine, ben de bir yorum yapıyor ve soru soruyorum. Aslında kolaycı bulduğum, yeterince veri toplamadan ve analiz yapmadan sonuca atlama çabalarının yanlışlığını tartışmaya açmak istiyorum.

7-  İzninizle bu akıl yürütmeyi biraz daha ilerletelim. Suikastın amacının Rusya’ya ve Rusya-Türkiye ilişkisine zarar vermek olduğu iddiasını sorgulayalım. Bu iddianın doğru olması için Rusya’nın Ortadoğu’da, ABD’nin başını çektiği Batı ile henüz çözülmemiş (veya çözüm yoluna girmemiş) bir menfaat çatışması içinde olması gerekir.

Peki, Ortadoğu’ya ilişkin böyle güncel bir çatışma var mıdır? Gördüğümüz kadarıyla taraflar; PYD, Esad’ın devamı ve IŞİD’in yok edilmesi konularında uzlaşı içindedir. Kuzey Irak’ın durumu bir uyuşmazlık konusu değildir. Batı; Rusya, İran ve Suriye’nin hedefi olan ÖSO’dan desteğini büyük ölçüde çekmiştir.

Mutlaka orta ve uzun vadede pek çok menfaat çatışması çıkacaktır. Özellikle Trump sonrası ABD’nin, İsrail’in ezeli düşmanı İran’ın bölgede ulaştığı güçten rahatsızlık duyacağı ihtimali yüksektir. Ancak, kısa ve kısa-orta vadede durum böyledir. Suikastten sonra artık Türkiye de bu uzlaşının gönülsüz de olsa tarafıdır.

Şimdi başka bir cümleyle tekrar soralım: 19 Aralık 2016’da Ankara’da işlenen suikastın, öldürülen büyükelçi ve Türkiye dışında bir zarar göreni gerçekten var mıdır?

8-  Bu noktada bir başka tesbit yapıp, bir soru daha sormak istiyorum. İstanbul Beşiktaş’ta çevik kuvvet saldırıya uğradı. Millet olarak teröre karşı tek vücut olduk ve polisimize sarıldık. Büyükelçiyi de bir çevik kuvvet polisi vurdu. Bu suikastın arkasında başka bir gücün bulunduğu varsayımını bir an için doğru kabul edersek, şunu sormak gerekiyor: İki olay bağlantılı mıdır? Amaçlardan biri de, toplumu etkili şekilde sarsacak, “Kim için ağlayacak, kime güveneceğiz” sorusunu sorduracak, devlet otoritesini sorgulatacak bir “belirsizlik durumu” yaratmak mıdır?

Amacın ne olduğunu bugün bilmek belki mümkün değil ama sonucun bu olduğu açık. Gelin biraz daha zorlayalım. Kayseri’deki saldırının, sonraki iki travmatik saldırıyla amaçsal bağlantısı olup olmadığı sorusunu da soralım ve cevapsız bırakalım.

SONUÇ

Başlarken söyledik; Türkiye’nin Suriye politikası feci şekilde yanlıştı dedik. Şu halde dış politikamızın “Esed” saplantısından kurtulması zaten gerekiyordu. Yanlış olan, Türkiye’nin bir uçtan diğer uca savrulmasıdır. Türkiye’nin daha fazla ve yeni düşmana değil, müttefike ihtiyacı vardır. Maceracılıkla değil akılcılıkla hareket edilmelidir.

Dolayısıyla, Türkiye’nin yapması gereken mensup olduğu ittifakın içinde kalıp, müttefiklerini kendi milli menfaatlerine uyumlu bir politika izlemeye ikna etmektir. Bunun da yolu, öncelikle doğru bir milli strateji belirlemektir. Milli stratejinin doğru belirlenmesi için milletin tamamını kucaklayıcı bir yönetim tarzı ortaya konulmalıdır. Türkiye’nin geleceği bu denli açık ve yakın bir tehdit altındayken, iç siyaset aracı olarak kullanılan kutuplaştırma yöntemi, telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.

Türkiye, Avrupa devletleri ve ABD’yi kendi kamuoylarının baskısıyla, yani etkili bir kamu diplomasisiyle Türkiye’nin yanında yer almaya zorlamalıdır. Bunun için, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen, kuvvetler ayrılığına dayanan, çoğulcu-katılımcı bir demokratik yönetim yapısı oluşturmalıdır. Yargısını güvenilir kılmalıdır. 79 milyon vatandaşını adalet paydasında buluşturmalıdır.

Atatürk ilkelerine dayanan, laik, çağdaş, demokrasiyi hedef alan Cumhuriyetin kuruluş felsefesi tek çıkış yolumuzdur.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu

About armadmin 9322 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.