anadoluverumelimedya.com

Yargıtay ve Danıştay’da fetih savaşları

ORHAN GAZİ ERTEKİN* – N. ANOL GELBERI**

Reklam alanı

Hükümet, Yargıtay ve Danıştay için bir kez daha “sefer” düzenleme kararı aldı. Seferlerin ilki 2010 HSYK’si ile 160 hakimin “maraba kamyonlarına” doldurularak Yargıtaya sevk edilmesiyle başlamış, fakat, sevkiyatın Cemaat tarafından organize edildiği Aralık 2013’ten sonra aşikâr biçimde görülünce ilk “bozgun” yaşanmıştı. Bunun üzerine Hükümetin 2014 sonrası inşa ettiği yeni HSYK’si yargının farklı hiziplerinden topladığı 140 hakimlik bir “kuvvet”le birlikte Yargıtay’a çıkartma yapmış, bu kez çoğunluk elde edilmesine karşılık Cemaat, Yargıtay içindeki “imtiyazlı” ve oyunkurucu orandaki varlığını sürdürmeye devam etmişti.

Şaşıranları en başından uyaralım: Ülkedeki yargı ve hukuk alanının bu seviyede bir askeri-politik literatür ile anlatılmaya çalışılması bu alanın ortalama bilgi ve merak sahipleri açısından kaygı verici bulunabilir. Fakat, askeri metaforlar yoluyla Türkiye’deki yargı ve hukuk savaşlarını anlamayı mümkün kılan tarihi tecrübelerimiz oldukça fazladır. Yargıda ve daha özelde de Yargıtay ve Danıştay’da yaşanan kriz sadece güncel bir kriz değil tarihsel bir krizdir ve dahası Cumhuriyet öncesine de dayanan “yapısal” bir soruna tekabül etmektedir. Zaten, Yargıtay ve Danıştay merkezli mevcut güncel krizi bir sonrakinden önceki kriz olarak görmemizi sağlayan nokta da burasıdır. Şimdi önce hükümetin yeni “fetih” tasarısına bakalım. Sonra çatışmanın siyasi ve tarihi merkezine işaret edelim.

Hükümet tasarısı ne getiriyor?

Yargıtay ve Danıştay’ın “iş yükünü hafifletmek” amacıyla tasarlanan değişikliklere göre, Danıştay’ın daire sayısı 17 ‘den 10’a, üye sayısı da kademeli olarak 195’den 90’a inecek. Yargıtay’ın daire sayısı ise 46’dan 24’e, üye sayısı da 516’dan 200’e düşürülecek. Tasarıdaki önemli düzenlemelerden biri yargıçların görev sürelerinin 12 yıl ile sınırlandırılması ve her bir yargıcın sadece bir kere seçilebilmesi olarak dikkat çekiyor. Yargıtay’da boşalacak yerlere üye atamasını HSYK yapacakken Danıştay üyelerinin atama yetkisi hem HSYK’de hem de cumhurbaşkanında olacak. Böylelikle cumhurbaşkanı yüksek yargı atamalarında kritik öneme sahip olacak. Bu da, Yargıtay ve Danıştay başkanlarını, “cumhurbaşkanıyla çay toplama” faaliyetine ek olarak “cumhurbaşkanıyla mısır koçanı hasadı” gibi olası etkinliklerde görmeye devam edeceğiz anlamına geliyor. Evet, tasarı bu. Ama Yargıtay ve Danıştay’daki çatışmanın siyasi ve tarihi derinliği çok daha önemli

Yargıtay ve Danıştay bir iktidar merkezidir

Türkiye’de genel olarak mahkemeler ve savcılık teşkilatında olduğu gibi Yargıtay ve Danıştay da “merkezi idare”nin eşliğinde ve yapısında inşa edilmişlerdir. Yargı, ideolojik-politik talimatlar yönünden olduğu kadar teşkilat yapısı ile de iktidarı taklit etmiştir daima. Bu durum, bürokratik ve idari hiyerarşinin yargıyı kolaylıkla yönetebilmesini sağlarken iktidarlara sürekli bir denetim imkânını da sunmuştur. Bu çerçevede Yargıtay ve Danıştay’ın sadece bir “yargı” organı olmadığı, aynı zamanda “idari” ve “ekonomik” merkezin ana unsurlarından birisi olduğu iki noktada gösterilebilir. Bunlardan birincisi, Yargıtay ve Danıştay’ın devletin ideolojik-politik merkezini pekiştiren bir unsur olduğu kadar idari bir işlevi de diğer devlet kurumları ile birlikte paylaşıyor olmasıdır. Yargıtay, bir defa birçok yüzlü yapı olarak inşa edilmiş, bir yandan temyiz mahkemesi, diğer yandan da özellikle üst düzey bürokratlar için de ilk derece mahkemesi olarak işlev görmektedir. Bu durum, Yargıtay’a Türkiye’deki bürokrasinin ideolojik-politik meşruiyetlerini belirlemede olağanüstü bir güç vermiştir. Diğer yandan Yargıtay, Rekabet Kuruluna, Danıştay ise Kamu İhale Kuruluna üye atamaktadırlar. Ayrıca Yargıtay’ın bir de “otel”e sahip olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim. Görüldüğü üzere sadece bir “yargı” organı ile karşı karşıya değiliz. Bir “iktidar merkezi” var karşımızda. Diğer yandan yine Yargıtay ve Danıştay, ülkedeki ekonomik eğilimlere ve kaynak dağıtımına yönelik doğrudan inisiyatif sahibi durumundadır. Bu konum, onların özellikle büyük ekonomik nüfuz güçleri; bankalar, sigorta şirketleri, vakıf üniversiteleri ve holdingler ile yakın bir politik ve ekonomik mesafe oluşturmalarına da yol açmıştır. En basit örneği olarak bankalardan alınan kredilerin uyarlama davalarında Yargıtay’ın uzun süre aldığı kararlar iflas eden halktan ve tüketicilerden yüz milyonlarca liranın bankalara aktarılması ile sonuçlanmıştır. Bugün fethetmek için canla başla gayret gösterilen Yargıtay ve Danıştay savaşlarını bir de bu yönden düşünmekte fayda vardır.

Yargıtay ve Danıştay’ın halkın haklarını koruyan, sivil ve sosyal derinliği olan bir yargı enstrümanı olmak yerine devlet hiziplerinin ana karargâhı olduğunu gösteren en güncel gösterge ise 700 civarında bir üyeye sahip olan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin hiç birinin bu tasarı karşısında demokratik bir direnç oluşturma çabasına girişmemesi, adeta “memurin” bir suskunluk içinde kalmalarıdır.

Yargıtay ve Danıştay kavgası geçmişe dayanır

Diğer yandan, Yargıtay ve Danıştay’ın fethi girişimlerinin bugün başlamadığını da altını çizerek hatırlatmakta fayda vardır. Cumhuriyet Halk Fırkası ile Demokrat Fırka arasındaki çatışmanın giderek hızlanmaya başladığı 1950’lerin ortalarından itibaren iktidar kavgası bir “yargı savaşı” olarak da cereyan etmiş ve Demokrat Parti, yargı içinde CHP’li olarak düşündüğü onlarca hâkim ve savcıyı emekliye sevk etmek için 1954’te, 1956’da ve 1958’de girişimlerde bulunmuş, bu savaş nihayet darbe sonrası 1961 yılında Demokrat Partili olduğu düşünülen bir kısım Danıştay ve Yargıtay üyelerinin tasfiyesi ile sonuçlanmıştır. 2000’li yıllara kadar yargı içindeki politik mücadele ve çekişme bu iki iktidar hizbi arasında varlığını sürdürmüş, bu süreç içinde farklı yaklaşım sahibi yargı mensuplarının merkezde varlıklarını sürdürmeleri de engellenmeye çalışılmıştır. Halkı 3. bir politik tarafı inşa etmeye çağıran, buna karşılık Yargıtay tarafından ağır hapis ile cezalandırılan “sosyalist hâkim” Ali Faik Cihan’ı, bu vesileyle, saygıyla anmak isteriz.

Nihayetinde Yargıtay ve Danıştay merkezli savaş, gelmiş geçmiş bütün iktidar hiziplerinin kirli ayakları ile tepindikleri ve harap ettikleri bir “idari-yargısal” mekânda zuhur etmektedir. Hükümetin bu fetih girişimi de öncekiler gibi kaos ile sonuçlanacak ve krizin geleneksel tarafları kendi tuzaklarına düşeceklerdir. Hep böyle oldu gene olacak. En sonunda her hukuki, yargısal ve siyasi kriz gibi Yargıtay ve Danıştay krizi de gerçek ve halkın lehine bir yargının inşasını acil bir görev haline getirmektedir.

*Demokrat Yargı Eşbaşkanı
**Avukat

birgun

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.