anadoluverumelimedya.com

Avrupa Birliği dağılma sürecine (mi) girdi

Türkiye’yi on yıllardır kapısında bekleten AB için, bugün kendisini nasıl bir arada tutabileceği en önemli sorun durumunda. Birliğin ekonomik bunalım ve onun sonucunda siyasi çalkantı içine düşen üyelerini sıcak bir yaz bekliyor. ABD’li düşünce kuruluşları da AB’nin artık sonunun geldiğini rapor ediyor.

Birliğin en büyük üyelerinden İngiltere, Haziran ayında AB üyeliğini referanduma götürecek. David Cameron’ın başbakanlığındaki hükümet her ne kadar halka AB üyesi kalmanın faziletlerini anlatsa ve birliğe evet oyu için telkinde bulunsa da ülkede AB karşıtı blok son derece güçlü.

Reklam alanı

Ekonomik krizlerle Brüksel’in gözünden düşen Yunanistan AB’nin sürekli başını ağrıtıyor.

Fransa’da da durum pek parlak değil. Türkiye’yi sürekli eleştiren AB ülkeleri kendi ülkelerindeki karışıklıkların önüne geçemiyor. Gezi olaylarında Türkiye’yi yerden yere vuran, insan hakları ihlallerinden bahseden AB ülkelerinden Fransa’da hükümetin, parlamento oylaması olmaksızın “çalışma yasasını” değiştireceğini açıklaması üzerine  sendikaların ülke çapında düzenlediği grevler ülke genelinde gidererek büyüyor.

Hükümetin istihdam yasasında yapmak istediği değişikliklere karşı başlatılan grevler hayatın hemen hemen her alanına sıçradı.

Sendikalar, 10 Haziran’da başlayıp, bir ay sürecek Euro 2016 futbol şampiyonasına kısa bir süre kala başlatılan grevlerin hükümetin söz konusu tasarıyı geri çekmesinde etkili olacağını düşünüyor.

Ard arda başlatılan grevler ülkede hayatı olumsuz etkilerken, ülke ekonomisine de oldukça ağır darbeler vuruyor. Petrol rafinerilerine ulaşımı engelleyen protestocu gruplar, benzinin akaryakıt istasyonlarına varmasını devre dışı bırakmak suretiyle sayısız akaryakıt istasyonuna “benzin yok” tabelası açtırmayı başardılar.

Fransa’da hükümetin, parlamento oylaması olmaksızın “çalışma yasasını” değiştireceğini açıklaması üzerine işçiler ayaklanmıştı. Ülkenin önde gelen işçi sendikaları, meslek örgütleri ve öğrenciler eylem ve grev kararı almışlardı. İşçiler, yasayla işten çıkarmaların artacağını, çalışma saatlerinin uzayacağını ve fazla mesailere ödenen ücretlerin azalacağını savunuyor.

İŞÇİLER MESAİ SAATİNİN UZATILMASINA KARŞI

İşçi ve işverenlerle ilgili kapsamlı değişiklikler içeren yeni yasa tasarısı adeta işçilere adeta meydan okuyor. Tasarı da; günlük çalışma saatleri 10 saatten 12’ye çıkartılırken, yarı zamanlı çalışanların haftalık 24 saat olan asgari süreleri düşürülüyor. Fazla mesailerde işverenlere daha az ödeme hakkı tanınırken, iş sözleşmesinde değişiklik talep eden çalışanlar işten atılabilecek. Bunlarla birlikte işverenler, işçilerin çalışma saatlerini arttırıp, maaşlarını düşürme hakkında tam yetkiye sahip olabilecekler.

Bu arada Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (CGT) grevlerde öncülük ederken, Cumhurbaşkanı François Hollande’nin de eleştiri oklarına hedef oluyor. CGT’nin 720 binden fazla üyesi bulunuyor. Grevler daha çok liman, petrol rafinerileri ve demiryollarında yoğunlaşıyor.

Fransız Devlet Bütçesi Sekreteri Christian Eckert, grevlerin ekonomiye verdiği zararın tam belirlenmesi için henüz erken olduğunu, sadece işlerini aksatan 5 büyük rafineri merkezinin ekonomiye verdiği zararın haftalık 40-45 milyon Euro civarında olduğunu belirtmişti.

Senelerdir Fransa’daki sosyal hakların ekonomik gelişmede bir engel olduğu, çalışma yasasının çalışanların “fazla” lehine olduğu ve işverenleri “fazla” bağlayıcı olduğu tartışılır. Fransa’daki işsizlik oranının yüksekliği, ekonominin durağanlığı bu kazanılmış haklara bağlanır ve Almanya’daki esnek yasalar örnek gösterilir.

Merkel’in koalisyonu yüzde 50’nin altına düştü

Almanya’da Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ile Sosyal Demokrat Parti’nin oluşturduğu Başbakan Angela Merkel başkanlığındaki büyük koalisyon ilk kez yüzde 50’nin altına geriledi.

Insa araştırma şirketi tarafından 25-30 Mayıs tarihleri arasında yapılan bir ankete göre, CDU ve CSU’nun oy oranı bir önceki haftaya göre yarım puan gerileyrek yüzde 30 düzeyine düştü. SPD’ye kamuoyu desteği de yarım puan düşüşle yüzde 19’a geriledi. Böylece büyük koalisyonun oy oranı yüzde 49 olarak, ilk kez yüzde 50’nin altına inmiş oldu.

ABD’nin düşünce kuruluşu Statfor, önümüzdeki 10 yıl için tahminlerini içeren bir rapor yayınladı. Raporda, AB’nin biteceği, Rusya’nın dağılacağı, Çin’inse komünist bir diktatörlüğe dönüşeceği ifade ediliyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratfor’un 2015-2025 yılları arasında dünyada neler olacağına yönelik tahminlerinin yer aldığı raporu yayınlandı. On Yıl Tahmini: 2015-2025 isimli raporda, ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri alanda küresel güç olmaya devam edeceği, Avrupa Birliği’nin sona ereceği, Rusya’nın dağılacağı, Çin’in Komünist bir diktatörlüğe dönüşeceği tahminleri yer alıyor. Stratfor’un Türkiye’nin gelecek 10 yılına yönelik tahmininde ise, Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarındaki sorunlardan etkileneceği belirtiliyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN AYAKTA KALMASI ZOR

“Avrupa Birliği bir kriz içerisine girdi ve bu kriz yoğunlaşarak devam ediyor. Bu kriz sonucunda AB bir daha birlik zamanlarına geri dönemeyecek ve bir şekilde birliği muhafaza etse bile kısıtlı ve bölünmüş bir alanda çalışmaya devam edecek. Almanya önümüzdeki 10 yıl boyunca büyük ekonomik geri dönüşler yaşayacak bunun bir sonucu olarak da Polonya bölgesel bir güç olarak ortaya çıkacak.”

Raporda Avrupa, temel sorunlarını çözemeyecek bu sorun Avro Bölgesi değil, Avrupa ülkelerinde uygulanan Serbest Ticaret Bölgesi uygulaması olarak ifade ediliyor. Almanya AB ihracatının merkezinde bulunuyor. Birliğin yaptığı toplam ihracatın yüzde 50’sinden fazlasını Almanya yapıyor.

Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya ekonomisinin, faaliyet gösterdiği alan olan AB’nin refah ve rekabet ortamının esiri olduğu kaydediliyor. Almanya’yı bu alanda birden çok tehlikenin beklediği belirtiliyor bunların başında Avrupa ülkelerinde artmakta olan ulusalcılığın geldiği ifade ediliyor. Artan ulusalcılıkla birlikte ülkelerin ekonomi konusunda daha korumacı ve içe kapalı olmayı tercih ettiği ifade ediliyor.

www.trakyalihaber.com

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.