anadoluverumelimedya.com

Alman Parlamenterlere Mektup

Birlikte Türk Milletiyiz hareketi platformu Alman Federal Meclisi’nde 2 Haziran’da oylanacak olan 1915 Ermeni Soykırımı önergesini önlemek için çalışma başlattı. Sözde Ermeni Soykırım Yalanının Alman Parlamentosunda onaylanmasını önlemek için yaklaşık 650 aydın ve düşünür tarafından oluşturulan mektup 18 Mayıs’ta Ankara Güven Park’ta Uluç Gürkan tarafından okundu.

Reklam alanı

Ermeni soykırım iddaların geçersiz olduğu ve AIHM’in 15 Ekim 2015’te verdiği karara saygı duyulması gerektiğinin hatırlatıldığı aşağıda yer alan metup,  Almancaya çevrilerek parlamenterlerin e-posta adreslerine gönderildi.

 

Alman Federal Cumhuriyeti Meclis Üyelerine

Ankara, 19 Mayıs 2016

 Pek Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

Asılsız Ermeni iddialarının Federal Parlamentoda görüşülmesi için çalışmaların başlatıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Uluslararası hukuk, insan hakları, barış, istikrar ve güvenlik açısından bazı bilgileri dikkatlerinize sunmayı görev biliyoruz.  Bu konuda gerçeği, ama sadece gerçeği bilmek; adalete, egemenliklere, demokrasi ve özgürlüklere saygılı olmak isteyen herkese seslenmek istiyoruz.

Ermeni Meselesi Ne Zaman Başlamıştır, Gerçeği Nedir?

Ermenilerle Türklerin irtibatı 11. YY’da başlamış ve iki halk 19. YY sonuna kadar sulh ve sükûn içinde yaşamıştır. Ermeni sorunu, 1774 Küçük Kaynarca ve 1878 Berlin Antlaşmalarındaki, Osmanlı Devletinin içişlerine karışılmasına fırsat veren “Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya, Ortodoks Ermenilerin koruyucusu olacak ve bu konuda Osmanlı reformlar yapacaktır” madde ile başlamıştır. Adı geçen bu devletlerin “Size Anadolu’da devlet kurduracağız vaadiyle” aldattığı Ermeniler teşkilatlanmaya başlamışlardır. Nitekim bu tarihten sonra Ermeniler tarafından; 1885’de Ramgarvar, 1886 yılında Hınçak ve 1890 yılında Taşnaksutyun [Şu anda Ermenistan’ı yöneten parti]silahlı isyan komiteleri kurulmuştur. Bu komitelerin nizamnamelerinde, “Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermeni Devleti” kurulacağı, bunun için isyanlar çıkarılacağı ve terör yapılacağı gibi hususlar açıkça yer almaktadır.

Ermeni Yazar M. Varantyan, “Taşnaksutyun Tarihi” isimli kitabında, Ermeni komitelerinin siyasi programından şu ifadeleri aktarmaktadır; “örgütün hedefi isyan çıkarmak ve bu isyanın sonunda Bulgaristan’da, Lübnan’da olduğu gibi bir bağımsızlık veya özgürlük elde etmekti”. Komitenin sloganı“Türkü, Kürdü, nerede ve hangi şartlarda görürsen öldür. Gericileri, sözünden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür, intikam al” idi.

Bu bakımdan Ermeni sorununu, tarih boyunca Ermenileri aldatarak dün Osmanlı’ya, bugün de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullananlar yaratmıştır, bugün de sürdürmektedirler.

 

Birinci Dünya Savaşında Kanlı İhanet ve Etnik Temizlik

Emperyalizmin desteğinde 1860’ta başlayan ve 1914 Birinci Dünya Savaşına kadar süren Ermeni silahlı isyanları, savaşta, öncesi ve sonrasında [Rusya, Fransa ve İngiltere’nin desteğiyle] yaygın katliama dönüşmüştür. Yine Ermeni isyancıların düşman cephesinde yer alarak, kendi devletleri olan Osmanlı ordularıyla savaşmaları; askerî depoları, ikmal kollarını basmaları ve telgraf hatlarını kesmeleri ağır zararlar veriyordu. Hatta bu yüzden Osmanlı Türk Devletinin 6. ordusu savaşamayacak duruma düşmüştür.  Yaygın sivil katliamları ve korumasız kalan Türk halkının korkutularak ülkenin batısına göç etmek zorunda bırakılmaları; [sayıları 1,5 milyonu bulmaktadır]aynı zamanda, azınlıktaki Ermeni nüfusunu çoğunluğa çıkarmayı amaçlayan etnik temizlikti. Bu hususu, Rus tarihçi İrandust’un “Kemalist Devrimin İtici Güçleri” adlı eserinde aşağıdaki sözlerle ifade edilmektedir: “Fransızların oluşturduğu Taşnak’lardan müteşekkil jandarma birlikleri Türk nüfusa karşı kitlesel cinayetlere giriştiler. ….. Ermeni çeteleri sırayla köylerin bütün halkını kılıçtan geçirdi. Türk nüfusunun fiziksel olarak ortadan kaldırılması programı tamamen bilinçli şekilde işgalcilerin yönetiminde yürütüldü”

İşte Osmanlı Türk Devleti, bu silahlı Ermeni çeteleri ile potansiyel olarak bunlara katılacağı düşünülenleri savaş sahasından alıp, kendi toprağı Suriye ve Lübnan’a yerleştirmiştir. Devlet bunun için, savaş hukukuna göre meşru bir güvenlik hakkı olan “Sevk ve İskân” kararnamesi çıkarmış ve tahminen 600 bin kişi göç ettirilmiştir. Göç sırasında büyük acılar yaşanmış, çoğunluğu o günlerin zorlu bulaşıcı hastalıklardan ve soğuktan ölenlerle, intikam ve eşkıya saldırılarında ölenlerin toplam sayısı 48 bin olarak tespit edilmiştir.

Ermeni Tarafı Anlaşmaları Tanımıyor, Teröre Yeniden Başlıyor                                                                                             Savaşın 1918’de sona ermesi ve Osmanlının teslim olmasını fırsat bilen Ermeni çeteleri, göç bölgelerinden gelerek, eskisinden daha yaygın ve daha büyük boyutlarda kitle katliamlarını başlatmış ve bu saldırılar 1920’ye kadar sürdürmüştür. Ermeni birliklerinin Kazım Karabekir komutasındaki Kolorduyla yaptığı savaşı kaybetmesi üzerine, 1920 Gümrü ve Moskova, 1921 Kars ve nihayet 1923 Lozan Antlaşmalarıyla bugünkü sınırlar çizilmiş ve barış yapılmıştır.

Bu dönemin özeti şöyle yapılabilir: 1860-1920 arasındaki 60 yıl boyunca, emperyalistlerin “iki deniz arasında devlet kurduracağız” vaadiyle aldattığı Ermeniler, “Osmanlı topraklarında devlet kurmak” hayaliyle hep saldıran, Türkler ise, hep vatanlarını savunan taraf olmuştur. Daha da trajik ifadesiyle, haksız saldırganla, haklı mağdurun hikâyesidir. Ermeni meselesinin gerçeği de bundan ibarettir.

Anlaşmaları Tanımayan Ermeniler Teröre Başlıyor

1923 Lozan Antlaşmasıyla uluslararası temelde sağlanan barış 50 yıl sürdü. 1973 yılında yeni bir terör örgütü ortaya çıktı, adı; Adı Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu anlamına gelen ASALA idi. ASALA, 1973- 1985 arasında, dış görevlerdeki 45’den fazla Türk diplomat ve memurunu katletti. Ermenistan ise, 1988-1995 döneminde Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal etti, etnik temizlik için Hocalı’da, bir gece baskınıyla masum 613 kadın, çocuk, yaşlıyı hunharca katletti, 1 milyondan fazla Azerbaycan Türk’ü sürgün/kaçkın oldu. Dünya bu vahşi işgal, katliam ve etnik temizliği 22 yıldır seyretmektedir. Hatta Osmanlı’yı parçalamak üzere Ermeni çetelerini kullanan Rusya, Fransa, İngiltere’ye ABD de katılarak, insanlığa ve uluslararası hukuka karşı işlenen bu cinayetlerin destekçisi ve koruyucusu oldu.

Bu 2 Asırlık Meselede Son Çözüm Mercii hukuk ne diyor, ona da bakalım:

1.Osmanlı Türk Devleti, göç sırasında (1916) ihmal gösterdiği, saldırganlarla işbirliği yaptığı iddiasıyla  1397 görevliyi Divan-ı Harp’te yargılayarak 67’si idam, diğerlerini çeşitli ağır cezalara çarptırmıştır. Katliamı planlayan bir devlet, kendi görevlisine böyle bir ceza verebilir mi?

  1. İngiliz Kraliyet Başsavcısının kararı: İngiltere 1919’da “Ermeni katliamı” yaptığı iddiasıyla dönemin bir kısım yöneticisi ile İttihatçıları Malta’ya topladı. Uluslararası bir mahkeme kuruldu, başına da İngiliz Kraliyet Başsavcısı Woods getirildi. Savcı, Osmanlı, İngiltere, ABD, Mısır ve Irak arşivlerini iki yıl araştırdı, sonunda katliam yapıldığını dair herhangi bir delil bulamadığı için 29 Temmuz 1921’de takipsizlik kararı verdi. Bu karar çok önemlidir, çünkü olaylar, şahitler ve belgeler ortada ve Osmanlı yenilmiş iken bu karar verilmiştir. Hukuka saygısı olan hiç kimse buna itiraz etmemelidir. (Ek: 1)
  2. Avrupa Adalet Divanının kararı: Fransa’daki bir Ermeni derneği, “Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye soykırım yaptı’ kararı aldığına göre, AB adaylık statüsü dondurulmalıdır.” İddiasıyla dava açtı. Divan 29 Ekim 2004 tarihli kararında; ’’Avrupa Parlamentosu (AP)’nun 1987 yılında aldığı Ermeni Soykırımı ile ilgili kararın siyasi olduğunu, bunun hukuki alanda hiçbir geçerliliği olmadığını’’hükme bağlamıştır.
  3. Fransız Anayasa Mahkemesinin kararı: Patrick Deveciyan’ın hazırlayıp 2006 yılında Fransız parlamentosunda kabul edilen ve “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayan kanun, Fransa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. 5. Uluslararası Adalet Divanını tehcirin soykırım sayılamayacağına ilişkin kararı: Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Hırvatistan’ın, 1999 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti aleyhine açılan davada; “…bir gruba mensup kişileri bulundukları yerden başka bir yere zor kullanarak da olsa, tehcir etmenin soykırım sayılamayacağına” karar vermiştir.                                                                                                        6. AİHM Büyük Mahkemesinin kararı: AİHM Büyük mahkemesi Perinçek-İsviçre davası konusunda verdiği 15.10.2015 tarihli kararda; “1915’te yaşanan Ermeni zorunlu göçünün uluslararası hukuka göre soykırım olarak nitelendirilemeyeceğine” hükmetmiştir.

Yargının bu kararlarına rağmen hala Türklerin suçlanması, en hafif ifadesiyle, hukuka saygısızlıktır.

İki Şahit, İki Medeni Açıklama                                                                                                                             

Taşnak Komitesinin kurucusu,  Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’ni 1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Kongresine sunduğu raporda ne diyor, bakalım:Türkiye’den ‘denizden denize Ermenistan’ talep etmekteydik… Nihayet var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde ‘Büyük Ermenistan hayali vardı…‘Türkiye Ermenistan’ı’ diye bir devletin, hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.”

İstanbul Kandilli Kilisesi Vakfı Başkanı Dikran Kevorkyan diyor ki: 1. Dünya Savaşı’nda bir yandan, İngiliz ve Fransızların, öte yandan Rusların Ermenileri piyon olarak kullandılar. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kiliseler, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur… Emperyalist güçler, ASALA ve PKK’nın arkasında olmasaydı onlar ne yapabilirlerdi?… Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir.” (2007)

 SONUÇ:

1860’dan günümüze kadar devam eden ve durmak bilmeyen Ermeni saldırı ve katliamları, “1915 Olayları”na hapsedilemez ve günümüze kadar yaşanan faciaların gerçek sorumluları gizlenemez.

Bütün bu yargı kararları ve tarihi akış gerçekleri açıkça ortaya koymaktadır.  Özellikle de parlamento ve hükumet gibi siyasi kurumlar, kendilerini tarihçilerin ve yargının yerine koyamazlar; çünkü hüküm yargınındır. İki asırdır acımasızca sömürülen Ermenilerin, tarihle yüzleşerek Türk düşmanlığından vazgeçmelerinde, Türklerle eski devirlerdeki gibi dost olmalarında sayılamayacak kadar yarar vardır;  bunun yollarını aranmalıdırlar. Türkler her zaman barışçı niyetlerini göstermişlerdir.

Asılsız Ermeni iddialarını sürekli ve ısrarlı bir şekilde gündemde tutma gayretleri, komşu olan Türk ve Ermeni devletleri arasında olumlu ilişkilerin kurulmasına hiçbir katkı yapmamakta; aksine halklar arasındaki güvensizliği (hatta husumet duygularını) daha da arttırmaktadır. Bundan da en büyük zararı Ermeniler görmektedir.

Federal Almanya Meclisinin Sayın Milletvekili,                                                                                                                   

Uygarlığın temsilcisi olduğunu düşünen sizleri, “Yargıya ait bir konuda, biz siyasiler karar veremeyiz”diyerek, asılsız Ermeni iddialarını reddetmeye çağırıyoruz. Şimdiden anlayışınıza teşekkür ederiz.

BİRLİKTE TÜRK MİLLETİYİZ HAREKETİ   [632 Akademisyen ve aydın adına]    

btmhareketi@gmail.com, https://www.facebook.com/birlikteturkmilletiyiz/

ulusalyol

 

About armadmin 9319 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.