anadoluverumelimedya.com

Batılılaşma mı çağdaşlaşma mı?

Amiral Soner Polat / Ulusalkanal

Reklam alanı

NTV’de 19 Aralık 2017 günü Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinledikten sonra bu satırları yazmaya karar verdim. Sayın Kılıçdaroğlu mealen şunu söylüyordu: “Tabii ki Batı ülkelerini örnek alacağız. Demokrasiyi, insan haklarını onlar savunuyor. Çağdaş uygarlık seviyesini geçmek istemiyor muyuz? Ne yani, Rusya’yı, İran’ı, Suriye’yi mi örnek alacağız!”

Doğrudur; Türkiye için Atatürk’ün çizdiği rota çağdaş medeniyet seviyesini yakalamak ve onu geçmektir. Ancak bu yalın ve çıplak gerçek, Batı’nın etki ajanları ve içimizdeki devşirilmiş aydınlar (!) tarafından gizli ve sinsi bir şekilde ülkeye ‘Batılılaşma’ olarak şırınga edilmiştir. Batılılaşma emperyalist bir projedir. Tehlike de burada başlar. Çünkü Batılılaşma kültürel bir üstyapı meselesidir. Çağdaş uygarlığı yakalamak ise özünde ve ruhunda ekonomik kalkınmayı içeren büyük bir ülküdür. Toplum, yaratılan üretim fazlası yani zenginleşme ile her alanda çok daha iyi örgütlenir ve çağdaş müesseseler kurar.

KÜLTÜR KARIŞIMIN SONUCUDUR

Her ulusun kültürü belirli ölçüde bir karışımı bünyesinde barındırır. Kavimlerin karışması güçlü bir kültür doğurur ama biz bu yazıda kültürün sadece iç yapısına bakacağız. Örneğin bir İngiliz kültüründen bahsediyorsak, bunun içinde değişik sosyal sınıfların (burjuva, işçi, köylü vb.) kültürel öğeleri de yer alır. Ortaya çıkan karışım -sentez de diyebiliriz- bir bütün olarak İngiliz kültürüdür. Diğer bir ifade ile kültüre sınıfsal bir elbise giydiremeyiz. İş adamı da işçi de aynı kalıbın içine girer.

İngiliz, bu kültürünü örneğin Pakistan’a zorla ya da rıza ile dikte etmeye kalkarsa, ‘siz de bu elbiseyi giyecekseniz ve medeni dünyaya katılacaksınız’ derse, İngiliz kültürü emperyalist bir mahiyet kazanır. Pakistanlı İngiliz dilini, edebiyatını, örf ve adetlerini öğrenirken ve doğru yolda olduğunu düşünürken, gerçekte ülkeyi kalkındıracak ve ekonomik gelişmeleri tetikleyecek toplumsal örgütlenmelerden uzaklaşır. Toplum bir yandan aydın-halk ayrışması yaşarken, diğer yandan kalkınmanın ve bir anlamda uygarlığın motoru olan ülkeye özgü ekonomik gerçeklerin uzağına düşer.

BİR PAKİSTAN GEMİSİNDE GÖZLEM

Yarbay rütbesinde Turgutreis Fırkateyni’nin Komutanı iken Pakistan’da bir harp gemisinde 10 gün süreyle Türk Deniz Kuvvetleri temsilcisi olarak bulundum. Karaçi’de gemiye katıldım ve seyir öncesi brifing için köprüüstüne (kaptan köşkü) çıktım. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Brifing İngilizce veriliyor ve tüm subaylar birbirleriyle İngilizce konuşuyordu. Seyir başladı ve zaman zaman gemi içi anonslar yapılıyordu. Anons dili de İngilizce idi.

Bir fırsatını bulup astsubay ve erlerin arasına katıldım. Yapılan anonsları kimse anlamıyor ve bir görevli mahalli dile tercüme ediyordu. Ortada öylesine büyük ve güçlü bir çelişki duruyordu ki kör gözler bile bu çarpıklığı görebilirdi.

‘Allah’ıma şükürler olsun! Biz hiç sömürge olmadık ve en azından birbirimizle Türkçe konuşuyoruz!’ diye içimden geçirdim. Ama aynı zamanda, ülkemdeki İngilizce eğitim veren Anadolu liseleri çılgınlığını hatırladım. Dünyadaki en acı olayla karşılaşmıştık. Emperyalizme muharebe meydanında sopayı çekmiş ama onların dilini gönüllü olarak hatta birbirimizi ezerek okullarımıza sokmuştuk!

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.