anadoluverumelimedya.com

Düşmanı dost, dostu düşman olarak gösteren örgüt

Mehmet Bedri Gültekin / Ulusalkanal

Reklam alanı

Antalya’dan değerli arkadaşım, Şair-Öğretmen Ahmet Turan Kul aradı. Son günlerde Türkiye kamuoyunda tartışılan NATO konusu ile ilgili görüşünü aktardı:
“Kanımca NATO konusunda üzerinde durulması gereken en önemli nokta; bu örgütün Türkiye’nin düşmanlarını dostumuz, dostlarını ise düşmanlarımızmış gibi göstermesidir.”
Son derece doğru ve yerinde bir saptama. Konuyu açalım:

Bölge Merkezli Dış Politikadan Atlantik İttifakına 
Türkiye’nin, Atatürk dönemindeki dış politikası bölge merkezliydi. Balkan Paktı ve Sadabad Paktı, bu dış politika anlayışının sonucu olarak hayata geçirildi.
İki emperyalist kamp arasındaki rekabet ve yükselen güç Alman emperyalizminin dünyayı yeniden paylaşmayı dayatmasının sonucunda kapıya dayanan savaş tehlikesine karşı Mustafa Kemal çareyi, Balkanlar ve Batı Asya’daki komşularımızla dayanışmada görüyordu.
Çünkü Atatürk’e göre Doğu ve Batı’daki komşularımız, bizimle aynı kaderi paylaşan dostlarımızdı.
Emperyalist ülkeler ise düşmanlarımızdı.
Atatürk’ün 1933 yılında Mısır Büyükelçiliğinin davetinde sabaha karşı özetle söylediği; ‘Günün ağardığını nasıl görüyorsam, mazlum milletlerin sömürgeci zalimlere karşı uyandığını ve ayağa kalktığını da aynı şekilde görüyorum. Mazlum milletler emperyalizmi mahv ve perişan edeceklerdir’ şeklindeki sözleri sonraki yüzyıl içinde doğrulandı.
Bugünlerde Irak ve Suriye’de tanığı olduğumuz gelişmeler ise adeta yüzyıllık gelişmenin finali gibidir.
Komşumuz, dostumuz ve kardeşlerimiz olan Batı Asya ülkeleri Türkiye’yi de hedef alan emperyalist sömürgeciliğe ağır darbeler vurarak gerçek dostlarımız olduğunu gösteriyorlar.

Klavuz NATO olunca
Türkiye, NATO üyeliği ile birlikte daha öncesinde kader birliği yaptığı Asyalı kardeşlerine sırtını döndü. Daha çeyrek yüzyıl öncesinde ölüm kalım savaşı verdiği “Tek dişi kalmış canavarı” dost olarak ilan etti. Bu tercihin sonucu olarak;
İstanbul’a gelen emperyalist ülkelerin gemilerini, “I love you Amerika” şarkıları ile karşıladı.
En büyük emperyalist devletin çıkarları uğruna çocuklarını Kore’ye savaşmaya ve ölmeye gönderdi.
BM görüşmelerinde, Fransız sömürgeciliğine karşı ayaklanan kardeş Cezayir halkının karşısında zalimlerle birlikte saf tuttu.
Uluslararası Bandung Konferansında mazlum milletlerin karşısında, ABD emperyalizminin yanında durdu.
1958 yılında İncirlikten kalkan ABD uçakları Lübnan halkını vurdu.
1950’li yıllarda Suriye ve Irak’ta yaşanan anti emperyalist gelişmelerde Batı’nın yanında saf tuttu.
Baştan aşağı Türkiye’nin çıkarlarının aleyhine olan bu durumlar ve daha niceleri, NATO üyeliğinin kaçınılmaz sonucu olarak gerçekleşti.

Gafletin sonu
Türkiye şimdi bu 70 yıllık gafletten uyanıyor.
ABD’nin PKK’ya verdiği 3500 TIR ağır silah,
İncirlik’in 25 yıldan bu yana teröre destek üssü olarak gösterdiği faaliyet,
15 Temmuz darbe girişiminin İncirlik’ten yönetildiğinin bütün kanıtlarıyla ortaya çıkması,
Barzani’nin 25 Eylül referandum girişiminin ardında ABD ve İsrail’in olduğu gerçeği,
Ve en nihayet Norveç’teki NATO tatbikatında Atatürk’ün düşman kuvvetler lideri, Erdoğan’nın da düşman kuvvetleri destekleyenn kişi olarak sunulması, deyim yerindeyse Türkiye’yi uyandırmış bulunuyor.

Gözlerdeki perde kalkıyor
Türkiye şimdi, kapısına dayanan emperyalist saldırganlığı, etnik ve dinci bölücülük tehdidini komşularıyla birlikte göğüslüyor.
Zor zamanlarda dostlar, duruşlarıyla kendini gösterir. Düşmanlar ise yüzlerindeki maskeyi bir yana bırakır ve olanca netliği ile ortaya çıkarlar.
İşte son iki yıl içinde bütün çıplaklığı ile yaşadığımız gerçek budur.
Türkiye, NATO üyeliğinin gözüne indirdiği perdeyi kaldırıyor. Dostunu ve düşmanını görüyor.
Türkiye, Atatürk’ün 1933 yılında son derece yalın sözcüklerle ifade ettiği gerçeğe göre yeniden vaziyet alıyor.

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.