anadoluverumelimedya.com

MHP Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın 03 Ağustos 2016 Tarihli Basın Toplantısı

Değerli basın mensupları,

Reklam alanı

AKP Hükümeti’nin 29 Temmuz 2016’da aldığı 669 sayılı KHK ile uygulamaya konulan askeri reform kararları TSK’nın sistemi darbe ürettiği varsayımına dayanmıştır. Bu varsayıma dayanan AKP Hükümeti olaylardan ders almak yerine 15 Temmuz travmasını TSK’nın kurumsal yapısını parçalamak için fırsat olarak kullanmıştır. AKP Hükümeti meseleye “Silah gücü TSK’da yoğunlaştırılmamalı, değişik kurumlara bölünmelidir” anlayışı ile yaklaşmıştır.

Değerli basın mensupları,

Sorulması gereken soru AKP Hükümetinin gücünü dağıttığı Türk Ordusu’nun düşman ordusu karşısında gücü nasıl kullanacağıdır. Her ne kadar Başbakan Yıldırım, 150 yıllık reform tamamlanıyor dese de aslında olan Türkiye’de çağdaş ve modern ordu reformunu yapma imkanını ve ihtiyacını heba etmişlerdir. Çıkarılan 669 sayılı KHK’ye hakim olan ruh Soroz ve bir sivil toplum örgütünün hazırladığı, Abdullah Gül zamanında Köşk’te yapılan teorik çalışmaya dayanmaktadır.   Bu çalışma 15 Temmuz darbesinden çok önce yapılmıştı. Demek ki, AKP hem TSK’nın gücünü parçalamayı hedefliyordu. Zaten ortaya bir darbe sonrasının kaos ortamında önceden kapsamlı hazırlık olmadan başka türlü böyle detaylı bir düzenlemenin çıkması mümkün değildir.

Untitled-2

AKP, adımlarını atarken Türkiye’yi dış düşmanlara karşı savunacak daha güçlü bir “Türk Ordusu değil, darbe yapamayacak bir ordu” konseptini gerçekleştirmeyi hedeflemiş ve ne yazık ki gerçekleştirmiştir. Başbakan yapılanları sivilleşme, demokratikleşme diye sunsa dahi olağanüstü hal rejimlerinin kanun hükmündeki kararnameleri ile demokratikleşme olmaz. Olsa olsa bugün olduğu gibi TSK’yı felç edecek bir partizanlaşmanın temellerini atmışlardır. TSK’nın sivil denetiminden bahsedilirken neden ise parlamentonun, Milli Savunma Komisyonu’nun TSK üzerindeki denetiminden bir kelime ile bahsedilmemiştir.

Değerli basın mensupları,

AKP Hükümeti tarafından alınan kararları aşağıdaki başlıklar altında toplamak ve analiz etmek mümkündür.

Değerli basın mensupları,

669 sayılı KHK ile Türk Silahlı Kuvvetleri dört parçaya bölünmüş ve kurumsal yapısı ağır bir darbe almıştır.  Genelkurmay Başkanlığı önce cumhurbaşkanına bağlanmak istemiş fakat anayasa değişikliği gerekli olduğu için Genelkurmay Başkanlığı başbakanlığa bağlı olarak kalırken, kara, deniz ve hava kuvvetleri Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Böylece ordu ikiye bölünmüştür. Ordunun başı ile kolları birbirinden koparılmıştır.

KHK’nin 33 maddesinde “Genelkurmay Başkanlığı teşkilatı kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir. Barışta Kuvvet Komutanlıkları bu teşkilat dışında yer alır ve teşkilatları, Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşları gösterilir. Genelkurmay Başkanı Silahlı Kuvvetlerin komutanıdır”  demektedir. Sorun Genelkurmay Başkanına bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı dışında hiçbir birlik yoktur. Genelkurmay Başkanı birliksiz komutan olmuştur.  Özetle, bu düzenleme ile barış döneminde Genelkurmay Başkanının Kuvvet Komutanlarına emir verip veremeyeceği belirsiz hale gelmiştir. Böyle Genelkurmay Başkanlığı olur mu? Olmaz.

Değerli basın mensupları,

KHK’nın 34. maddesi daha da vahimdir. Bu madde de “Genelkurmay Başkanı Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında; personel, istihbarat, harekât, teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile programları tespit ve koordine eder” denmektedir. Personel, Lojistik ve eğitim hizmetlerinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından yürütüleceği ifade edilmiştir.  Ancak istihbarat ve harekâtın kimin tarafından yürütüleceği belli değildir. Düşünün bir ordu var. İstihbaratı ve harekâtı kimin yöneteceği belli değil.

Değerli basın mensupları,

KHK’nın 36. maddesinde “Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır” denmektedir.  Yani Genelkurmay Başkanlığı’nın yerini Bölük ile tugay arasındaki farkı bilmeyen bir Savunma Bakanı almıştır. Kurum gitmiş, kişi gelmiştir.

Devam ile  “Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli görüldükleri takdirde Kuvvet Komutanlarına doğrudan emir verebilir ve bu emirler herhangi bir makamdan onay almaksızın yerine getirilir” denmektedir. Bu çok başlılıktır. Genelkurmay Başkanı askeri gerekliliklere dayanan bir emir verir ise Kuvvet Komutanları bu emri yerine getirmeden önce Savunma Bakanına soracaklar mıdır? Genelkurmay Başkanı’nın askere verdiği emir ile Cumhurbaşkanının verdiği emir çelişir ise ne olacak?  Emir-komutada çok başlılık bir ordu için felaket anlamını taşımaktadır. Konuştuğum askeri uzmanlar “bu durum kaosa davettir” demektedir.

Bu çerçevede altı çizilmesi gereken bir hususta son günlerde çok kullanılan “Başkomutan Erdoğan” ifadesidir. 6 Nisan 1924’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunun 40. Maddesi görüşülürken, Encümen maddeyi şu şekilde teklif etmiştir: “Berri, bahri ve havai bilcümle kuvvetlerin başkomutanlığı Reisicumhura mevdudur.” TBMM başta muhalefet olarak buna karşı çıkmış ve sonunda madde şu şekilde yazılmıştır: ”Başkomutanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsiyeti maneviyesinde mündemiç olup Reisicumhur tarafından temsil olunur.” Erdoğan’ın Atatürk’ün sahip olmadığı bir ünvana sahip olması söz konusu değildir. Başkomutanlık TBMM’nin manevi şahsiyetindedir. Cumhurbaşkanı sadece temsil edebilir.

Değerli basın mensupları,

Jandarma Genel Komutanlığı TSK bünyesinde ayrılarak üçüncü bölünme gerçekleştirilmiştir. Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Ordusu’ndan koparılmıştır. Türk Ordusu’nun NATO dışındaki bu tek gücünün silahlı kuvvetler olma niteliği elinden alınmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı tamamen İç İşleri Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bu parçalanma ortaya terörle mücadelede büyük sorunlar çıkaracaktır. İç güvenlik harekâtı çerçevesinde Jandarma’nın emrine verilen Kara ve Hava Kuvvetlerine ait birlikler,  bundan sonra Silahlı Kuvvet olmayan bir gücün emrine nasıl girecekler?

Değerli basın mensupları,

Dördüncü bölünme Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve askeri hastaneler Sağlık Bakanlığı’na bağlanması ile olmuştur. Sadece askeri hastaneler Sağlık Bakanlığı’na bağlanmakla kalmamış, askeri tabiplik kaldırılmıştır. Türk Ordusu savaşan bir ordudur. Her gün şehit ve gaziler verilmektedir. Türk askeri tabipleri, bazen ellerinde silah en ön cepheden gazi tahliye etmekte, şehitleri taşımaktadır. Şimdi askeri tabibin olmadığı yerde bunu kim yapacaktır? Dağda yaralanan askerlere ilk müdahaleyi yapacaktır.

Dünyada askeri hastanesi ve askeri tabibi olmayan başka ordu yoktur herhalde. Gazilerin tedavileri özel ihtisası gerektirmektedir.  Askeri hastanelerde yıllar içinde bu konuda ortopedi, göz, plastik cerrahi, genel cerrahi alanlarında dünya çapında uzmanlıklar gelişmiştir. Ve yaralanmalarda referans merkezidir. Devlet hastanesindeki doktorun mayın patlaması sonucunda yaralanan bir bacağın veya gözün tedavisi konusunda nasıl bir deneyimi vardır? GATA’ya bağlı gaziler için rehabilitasyon merkezleri vardır. Bunlar yıllar içinde ortaya çıkan birikimin sonucudur.  Güneydoğu Anadolu’da devlet hastanelerine zorunlu olarak yatırılan gaziler PKK’lı doktor ve hemşireler tarafından taciz edilmektedir. Hatta doğru dürüst tedavi edilmedikleri, bilerek ölüme sürüklendikleri iddia edilmektedir. Halen Güneydoğu’da devlet hastanelerine rotasyon ile GATA’dan alanlarında tecrübeli hekimler geçici süreler ile yollanmaktadır. Böyle bir ortamda askeri hastaneleri tasfiye etmek nasıl izah edilebilir. Tıp literatüründe Harp Cerrahisi ve Harp psikiyatrisi gibi dallar varken askeri tabipliği tasfiye etmek, askeri hastaneleri kapatmak kabul edilebilir ve uygulanabilir değildir. GATA’yı kapatırsanız, kıta tabipliği ne olacak?  6 ay gemi ile sefere giden gemi tabipliği ne olacak?  Özetle, yarın askeri doktor olmadığı için dağda kan kaybından şehit olan her askerin ölümünden önce PKK terör örgütü sonra askeri tabipliği kaldıranlar olacaktır.

Askeri hastaneler tasfiye edilirken askeri hekimler ne olacaktır? Yarın TSK sahra hastanesi kurmak zorunda kalırsa bu hastanelerde sivil doktorlar mı görev alacaktır? Askerliğini tabip asteğmen olarak yapan doktorlar bundan sonra ne yapacaklardır?  Askeri hastaneleri geleceği belirsiz, kadrolarının dağılacağı bir şekilde TSK’dan alarak Sağlık Bakanlığına bağlamak ortaya büyük sorunlar çıkaracaktır. Beni en çok üzen husus, önümüzdeki günlerde PKK’lı, IŞİD’li veya FETÖ’cü teröristlerin ateşi altında yaralanmış kurtarılmayı bekleyen Mehmetçiklerin çektikleri acı olacak.

Değerli basın mensupları,

Türk Ordusu’nun temel eğitim kurumları imha edilmektedir.

Askeri Liseler ve Akademiler

AKP askeri liseleri de yok etmiştir. Bu çerçevede Kuleli, Işıklar, Maltepe, Deniz Lisesi kapatılmıştır. Özellikle 1845’de kurulan Kuleli Askeri Lisesi Türk Ordusu’nun ruhudur. 1773’de kurulan Deniz Lise imha edilmiştir. 1845’de kurulan Kuleli askeri lisesi yok edilmiştir. 243 senelik Deniz Lisesi, 171 senelik Kuleli. Devlet fikrine saygısı olan hiçbir iktidar bunu yapmaz.

Değerli basın mensupları,

Milli Savunma Bakanı bu okullardaki öğrencilerin % 95’i cemaatçi diyor. Biz o zaman  % 5’i bulalım ve bu okulları yaşatalım.  AKP’nin yok ettiği Türk Ordusu’nun tarihidir. Osmanlı atalarımızdan çok bahseden bir partinin iktidarı Osmanlı’dan kalan en güzide kurumları yok eden iktidar olarak tarihe geçecek olması herhalde övünç kaynağı olmayacaktır. Hatadan dönmek için çok geç değildir.  Kuleli’yi boşaltan bir tek İngiliz askeri işgali olmuştur. 230 Kuleli öğrencisi ise Anadolu’ya geçerek İstiklal Harbi’ne katılmışlardır.

Değerli basın mensupları,

Askeri liseler askerlik ruhunun verilmesi açısından önemlidir. Askerliğin özü milletin bağımsızlığı için ölmek ve öldürmektir. Bu ruhu veren en önemli kaynak askeri liselerdir. Hangi lisenin marşında “Deniz senin, toprak senin, gök senin, Zafer olsun mukaddes emelin, Çağlayanları gibi köpür arşa taş, Ufuklardan yüksek şahikalar aş” mısraları okunur ki? Özetle, bir tarih bir terör örgütünün sızmasına izin verdiniz diye tasfiye edilemez.

Değerli basın mensupları,

Askeri liseleri kapatırsak sızma azalır diyen bir mantık sakattır. Askeri yargıda sivil kaynaklardan alım yoluna gidilmiş, askeri yargıda FETÖ’cü oranı % 90’a çıkmıştır.  Kuleli’den mezun olsun olmasın, Kuleli’nin subay ruhunda derin bir yeri vardır. Yapılması gereken Kuleli ve Işıklar gibi askeri liselerden Harp Okuluna girişlerin % 80’e çıkarılması olmalıydı.

Değerli basın mensupları,

Harp Akademileri kapatılmıştır. Kara, Deniz ve Hava Harp Akademilerinin yanında Silahlı Kuvvetler Akademisi de kapatılmıştır. Harp Akademileri de Harp Okulları gibi bir Osmanlı kurumudur. Harp Akademileri 1847 yılında kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, yeni bir rejim oluşurken dahi varlığını sürdürmüştür. Şimdi AKP Türk Ordusunun kurmay subay ihtiyacını karşılayan Harp Akademilerini kapatmaktadır. Kurmay subayların Milli Savunma Bakanlığı Üniversitesi’nde yüksek lisans ile kurmay olacakları belirtilmektedir. Bunun nasıl bir kurmaylık olacağı belirsizdir. Silahlı Kuvvetler Akademisi’nin yerini neyin alacağı hiç belli değildir.

Değerli basın mensupları,

Devlet demek kurum demektir. Kurumların yıkılması, Türk devlet geleneğini tahrip etmektedir. Kurmay subayı olmayan ordu yoktur. Kurmay subay akademiden yetişir.  Akademinin tasfiye edilmesi Türk Ordusu’nun can damarlarından birisinin olduğu gibi önemli bir geleneğinin tasfiye edilmesidir.

Değerli basın mensupları,

Yeni düzenleme ile Kara, Hava ve Deniz Harp Okullarının bağlanacağı bir Milli Savunma Üniversitesi kurulacağı açıklanmıştır. Bunda bir mahzur yoktur. Hatta insan kaynaklarını birleştirmesi açısından faydalı olabilir. Ancak burada Milli Savunma Bakanlığı yasasına 669 sayılı KHK ile oldukça uzun bir yabancı harp okullarında öğrenci yetiştirme maddesinin konulmuş olmasının beni rahatsız ettiğini söylemeliyim.

Herhangi Bir Orgeneralin Genelkurmay Başkanı Olabilmesi

669 sayılı KHK ile yapılan değişiklik ile herhangi bir orgeneralin genelkurmay başkanı olabilmesinin ordu hiyerarşisine indirilen ve orduyu politize eden bir başka karardır. Normal olarak genelkurmay başkanları, ordu ve kuvvet komutanlığı sürecinden geçerek genelkurmay başkanı olurlar.  Bu silsileyi bozmak çoğu zaman eksik deneyim nedeni ile sıkıntıların ortaya çıkmasına ve kıdemi düşük olan orgeneralin öne geçmesine neden olur. Böyle bir atama askeri değil, siyasi gerekleri ön plana çıkarır. Ve yanlıştır.

Harp Okulu’nun 2016/17 Ders Yılında Mezun Vermemesi

2016 senesinde Harp Okulları’ndan subay çıkmayacaktır. Astsubay okulları da mezun vermeyecektir.   Bu doğru bir karardır çünkü cemaatçi sızma çok kapsamlıdır. Aslında yapılması gereken birinci sınıftan itibaren bütün sınıfları ihraç ederek, gelecek yıl eğitime tekrar başlamaktır. Ayrıca son yıllarda Harp Okulu’ndan mezun olan bütün teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbesindeki subayların istihbarat tarafından elden geçirilmesi lazımdır. Ancak bunun anlamı gelecek 5 senede Türk Ordusuna teğmen rütbesinde katılım olmayacağı gerçeğidir. Var olanlar arasında da tasfiye yapılacaktır. Bu ortaya büyük bir subay açığı çıkaracaktır. Bu açığın nasıl kapatılacağı belli değildir.

Askeri Birliklerin Şehir Dışına Çıkarılması   

Askeri birliklerin şehir dışına çıkarılmasında ilke olarak bir sakınca yoktur. Ancak kapatılması söz konusu olan Akıncılar Hava üssü ve Etimesgut Zırhlı Birlikler’in kapatılmasında 15 Temmuz gecesi sadece bahane olarak kullanılmaktadır. Çünkü her iki üs bölgesi uzun yıllardan buyana AKP-müteahhit-rant üçgeni tarafından göze kestirildiği bir sır değildir ve zaman zaman basında da yer almıştır.

Özetle, Başbakan Yıldırım’ın çok kızgın “hain Akıncı” söylemleri hiç inandırıcı değildir. Öte yandan Akıncı Hava üssü Ankara’nın hava savunmasının sağlandığı tek yerdir. Olağanüstü büyük askeri yatırım yapılmıştır. Akıncı üssünün kapatılması doğru olmayacaktır. Etimesgut Zırhlı Birliklerin Polatlı’ya taşınması mahzur yaratmayabilir. Yerinin Milli İstihbarat Teşkilatına devredilmesi ve istihbarat teşkilatının şehir içinden kurtarılması doğru olacaktır.

Muhafız Alayı’nın Lağvedilmesi

Muhafız Alayı kökleri İstiklal Harbi’nde olan bir kurumdur. İçine bir kaç fetocu sızdı diye kapatılamaz. Yapılması gereken belki sayısını azaltmak ancak adını Muhafız Alayı olarak muhafaza etmektir.

Yaverlik Kurumu

Cumhurbaşkanı Erdoğan “yaver istemiyorum” diyerek, cumhurbaşkanlığı yaverlik kurumunu kaldırmış. Herhalde dünya tarihine ilk muhafız alayı ve yaveri olmayan başkomutan olarak geçecektir.

Değerli basın  mensupları,

Son günlerde PKK terör örgütünün Karadeniz’den Güneydoğu Anadolu’ya uzanan alanda terör eylemleri başlamıştır. 15 Temmuz’un yarattığı travmaya rağmen Türk askeri kahramanca mücadele etmektedir. Ancak kışlaların önünde hala belediyelerin ve PKK sempatizanlarının kurduğu barikatlar vardır. Helikopter yetişmediği için şehit verilmektedir.

Değerli basın mensupları,

Son olarak merak ettiğim için sizin aracılığınız ile Genelkurmay Başkanına ve Kuvvet Komutanlarına sormak istiyorum. 669 sayılı KHK sizin içinize sindi mi?

Değerli basın mensupları,

Neden ise FETÖ’ye karşı uygulanan KHK PKK terör örgütüne karşı uygulanmaktadır. Şu ana kadar PKK sempatizanı, üyesi olan hiçbir devlet memuru açığa alınıp hakkında soruşturma başlatılmamıştır. Üstelik bu PKK Güneydoğu Anadolu’da asker ve polis dışında bütün devlet teşkilatına nerede ise tamamen el koymuşken hiçbir uygulama yapılmamaktadır. Üstüne üstlük, PKK’nın kültürel talepleri kabul edilmekte ve Şırnak ve Hakkari’nin adları Nuh ve Çölemerik diye değiştirilmektedir.

Sonuç olarak hala hatadan dönmek için vakit vardır.

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.