anadoluverumelimedya.com

Bölgede nihai kozlar henüz oynanmadı

Reklam alanı

Oktay Ekşi / Aydınlık

Reklam alanı

Meslek örgütlerinin isimlerinden Türk ve Türkiye ibaresinin çıkarılması dolayısıyla, bu örgütlerin kamu kurumu niteliğinin ortadan kaldırılması gündemde. Bu girişimin hayata geçmesi Türkiye’ye ne kazandırır, ne kaybettirir?

Yasayla kurulmuş meslek birliklerinin başındaki “Türk” ve “Türkiye” ibarelerinin kaldırılmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri -yahut talimatı- gerçekleşirse bu durum, artık kaybedecek şeyi kalmamış olan Türkiye’ye yeni hiçbir şey kaybettirmez. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok şey kaybettirir. Çok şey derken neyi kastettiğimi sıralayayım:

Erdoğan’ın sadece kızdığı Türk Tabipler Birliği ve öteden beri kızgın olduğu bilinen Türkiye Barolar Birliği isimlerindeki Türk ve Türkiye ibarelerini kaldırıp geriye kalan -benim hesabıma göre- dokuz ayrı meslek örgütünün ismindeki “Türk” veya “Türkiye” ibarelerine dokunmazsa -yeni bir- ayrımcılık yapmış olacağı için tepki çekecektir.

Erdoğan’ın asıl amacının, 16 yıldır iktidarda olmasına rağmen Tabipler Birliği ve Barolar Birliği isimli kuruluşlara AKP damgası vuramadığı için bunlara alternatif (Hak-İş gibi) meslek örgütü kurmak olduğu ortaya çıkacaktır. Bu meslekler dünyasında da yeni bir kutuplaşma yaratacaktır.

Suriye, savaşın başından beri ilk kez bir İsrail jetini düşürdü. İran, İsrail’i destekleyen ABD’ye “Bölgedeki tüm üslerinizi yok edecek durumdayız” dedi. Türkiye; PYD konusunda ABD ile karşı karşıya gelmiş durumda. Tüm bunlar düşünüldüğünde Suriye’de kırmızı çizgiler yeniden mi çekiliyor?

Gördüğüm kadarıyla, kırmızı çizgilerin yeniden çekilmesi aşamasına değil, çizilmişlerin geçersiz olduğu aşamaya ulaştık. Çünkü, Suriye’deki güç dengeleri çok değişti. Örneğin DEAŞ (özellikle ABD-PYD/YPG işbirliğiyle Rakka’yı konvoylarla terk edeli beri) sahneden çekildi. Şimdi orada ABD’nin sırf PYD / YPG’ye silah aktarmada bahane olarak kullandığı bir avuç DEAŞ militanı kaldı.

Öte yandan Rusya, Suriye’deki askeri güç ve tesisleriyle; İran, Şam rejimiyle kurduğu çok yakın ilişkiyle; Türkiye de kendi güvenliğini tehdit altında hissetmesinin zorunlu kıldığı hamlelerle önemli birer aktör haline geldiler.

Neticede Şam’a karşı ayaklanma geride kaldı. Suriye toprakları Şam, Rusya, Türkiye, İran ve ABD çıkarlarının aynı anda çatıştığı bir kaos coğrafyasına dönüştü. Ama nihai kozlar henüz oynanmadı.

 

Önümüzde en acil sorun olarak Türkiye’nin, Menbiç konusunda ABD ile karşı karşıya gelmesi görünüyor.

Türkiye’nin Menbiç’i kuvvet kullanarak PYD/YPG’den temizleme iddiasına ABD’nin, oradaki yetkili komutan ağzından “saldırgan bir karşılık vereceğini” beyan etmesi, gerginliği çok kritik noktaya taşıdı. Böyle bir durum ya bir son dakika gelişmesiyle (akıllı bir diplomasiyle) çözülebilir, yahut Türkiye dahil tüm Ortadoğu’yu ateşin içine atabilir.

Tarih, hem “küçükmüş gibi görünen” ihtilafların, hem de gerçekçilikten uzak iddialarla girişilen maceraların büyük felaketlerle sonuçlandığının örnekleriyle dolu. Sağduyu ve öngörü işte bu sırada lazım. Onu tek kişide değil, ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyanlarda arama ve isteme de bizim işimiz.

Yeni kırmızı çizgiler konusu bu aşamaları yaşarken karşımıza çıkacaktır.

2018 Kış Olimpiyatları başladı. Takip ediyor musunuz?

Ben sportif olayları -bir ölçüde tenis hariç- izleyen biri değilim. Ama, Kış Olimpiyatlarına özellikle yabancı TV kanallarında geniş zaman ayrılması nedeniyle konu dikkatimi çekiyor.

Ancak orada da yapılan yarışmalardan çok Kuzey Kore Cumhuriyeti’nden gelen sporcular ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong’un, Olimpiyat oyunlarını izlemek üzere Güney Kore’ye gelmesi üzerinde durulduğunu görüyorum.

ABD Başkan Yardımcı Mike Pence’in de söz konusu Olimpiyatları izlemek için gelmiş görünerek Kuzey Kore ile temas kurma yolları arayacağından (böyle bir ihtimal reddedilmiş olsa da) eminim. O neden Olimpiyatlar bana bir ABD-Kuzey Kore diyaloğuna kapı açacak mı, açmayacak mı sorusuna alacağımız yanıt ölçüsünde önemli görünüyor.

Reklam alanı
About armadmin 9278 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.