anadoluverumelimedya.com

Tuzağın içinde debelenen AKP

Mehmet Bedri Gültekin / Ulusalkanal

Reklam alanı

Başkanlık Sistemi referandumu Devlet Bahçeli tarafından AKP’nin önüne getirildiği ilk andan itibaren bunun bir tuzak olduğunu söyledik.
Tuzak Türkiye’ye kuruldu ve elbette AKP’ye de… Tuzağı kuran merkez Atlantik ötesindedir. Gelişmeler bu gerçeği tekrar tekrar kanıtladı.
16 Nisan geçti. Herkesin gözü önünde, akla gelebilecek her türlü kanunsuzlukla sandıktan “Hayır” çıkarıldı.
Ve Türkiye kurulan tuzağın içine düştü. Tabi ki AKP de…

Tuzağın yol açtığı ilk sonuçlar
Türkiye’yi bir yana bırakarak tuzağın AKP açısından daha bugünden ne gibi sonuçlar vermeye başladığına bakalım:
Yüzde 13 – 14 oy kaybı…
Parti içinde karışıklıklar, huzursuzluklar… 16 Nisan’da gerçekte kaybettiklerini bilmenin verdiği moral bozukluğu…
Yolun sonunun görülmesi ve bunun yarattığı telaş, panik…
Referandum öncesinde Suriye’yi vuran Amerikan füzelerine balıklama verilen desteği de tuzakla açıklamak doğru olacaktır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rıza Zarrab davası üzerinden ABD’nin kendisine yönelttiği tehdide karşı Yahudi Lobisinden medet umması da nasıl bir tuzağın içinde olduğunun bir başka kanıtıdır.
Türkiye, yaklaşık bir yıldır komşularla birlik diliyle konuşuyordu. Binali Yıldırım, Başbakanlık görevini üstlenir üstlenmez, “Düşmanlarımızı azaltacağız, dostlarımızı çoğaltacağız” demişti.
O günden sonra Türkiye bu doğrultuda ciddi adımlar attı.
Ama referandum tuzağına düşülmesiyle birlikte bu konuda da değişmeler oldu. “Dostluk dili”nin yerini “düşmanlık dili” aldı. Yeniden “Katil Esed”, “Pers milliyetçiliği”, “Haşdi Şabi terörist örgüt” söylemi, Cumhurbaşkanı’nın diline yerleşti…
Bütün bunlar hiç şüphe yok tuzağın içinde çırpınmak anlamına geliyor…

Harekete geçen Batı
Ama en önemlisi Avrupa ve ABD’den gelen mesajlardır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’yi yeniden denetime aldı.
“ABD “Derin Devleti”nin önemli isimlerinden CFR Başkanı Richard Haass; “Türkiye’nin Suriye’de Kürtlere karşı uyguladığı askeri harekâtlar, Türkiye’nin Amerika’nın belki müttefiki olabileceğini ama asla ortağı olamayacağını gösterir nitelikte. ABD’nin politikasını, stratejik olarak tekrar değerlendirmenin zamanıdır” açıklamasını yaptı.
ABD askerleri TSK’nın operasyonunun hemen ardından bombalanan yerleri ziyaret ederek PKK’lılarla birlikte fotoğraf verdiler.
Şu gerçek bir kez daha ortaya çıktı: Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliği ABD ve müttefiklerinden kaynaklanan tehdidin hedefidir.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi dışlamak anlamına gelen kararı ve Haass’ın Türkiye’yi düşman ilan eden açıklamasının referandumdan hemen sonraya gelmesi de anlamlıdır.
Bu küstah açıklama ve tavırlar, referandumdan sonra AKP iktidarının daha zayıf bir konumda olduğu ve kendini savunamayacağı hesabı üzerinden yapılmaktadır.
Çünkü referandum Türk Milleti’ni bölmekte ve tam da Batı’nın istediği bir Türkiye tablosunun ortaya çıkmasına hizmet etmektedir.
Batı bunu hesaplamıştı. Başkanlık Sistemini bunun için Türkiye’nin önüne koymuştu.

Truva Atı” hedefine ulaştı mı?
Bütün bunlar yaşanırken Ahmet Türk, El Cezire Türk’e yaptığı açıklamada; “Ben, zaten daha önce de başkanlık sistemine karşı olmadığımızı, bir sistem olarak Türkiye’de uygulanabileceğini, merkezi hükümetin bazı yetkilerinin bölgelere devredilebileceğini, yerinden yönetimin Başkanlık Sistemi ile mümkün olabileceğini söylemiştim” dedi.
Ahmet Türk’ün bu sözleri bir yanıyla HDP’nin “Hayır” cephesi içindeki “Truva Atı” rolünü ortaya koyuyor.
Diğer yanıyla ise, AKP’nin referandumdan çıkardığı sonuç ile gerçekte “merkezi hükümetin bazı yetkilerini bölgelere devretmesini” isteyenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü gösteriyor.

Batı’nın “evdeki hesabı” ve “Türkiye çarşısındaki gerçek”
Batılı merkezlerde yapılan hesaplar ayrı, Türkiye’nin hayati çıkarlarının gerektirdiği mecburiyetler ayrıdır.
Türkiye’nin önüne referandum tuzağını kuranlar, TSK’nın Sincar’a operasyon yapabileceğini herhalde hiç düşünmemişlerdi.
TSK’nın Tel Abyad üzerinden ABD-İsrail koridoruna yeni bir müdahale hazırlığı içinde olduğu haberleri de aynı şekilde ele alınabilir.
AB ve ABD’nin Türkiye’yi cepheden karşıya alan tutumları, Türkiye’yi büyük karara zorlamaktadır.
Bu açıdan ele alındığında “Tuzak” bir yanıyla o tuzağı görmeyenleri zor durumda bırakıyor olabilir ve Türkiye’yi daha büyük bir bedel ödemekle karşı karşıya bırakabilir ama gerçekte Türkiye’yi “çıkış yolu”na daha hızlı bir şekilde yöneltmekten başka bir sonuca yol açmayacaktır.

About armadmin 9322 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.