anadoluverumelimedya.com

Uzaktan eğitimle tarih öğretilmez

Reklam alanı

Doç.Dr. Orhan Çekiç / Aydınlık

Reklam alanı

Tarih öğretimi ulusal kimliğin oluşumunda en belirleyici unsurlardan birisidir. Tarih öğretiminde Atatürk’ü müfredattan çıkartarak ve uzaktan eğitim uygulamasını başlatarak yeni nesilleri Atatürk’ten uzaklaştırma gayreti içinde olanlar tarihe kara bir leke olarak geçecektir

Atatürk’ü uzaktan anlamaya çalışmanın sakıncaları, ölçülere sığmaz. Cumhurbaşkanımızın, “bize Sevr’i gösterdiler, Lozan’a razı ettiler!” savı, böylesi bir anlayışın ürünüdür. Bunda asıl kabahat Cumhurbaşkanı’nın değil, O’na doğru tarih bilincini verilmesini ve Atatürk’e çok uzak düştüğü belli olan Tarih öğretmeninindir. “Keşke Yunan kazansaydı da, hiç değilse Halife yerinde kalırdı…” diyebilen bir meczubun, cumhurbaşkanlığı katında muteber bir “Tarih Danışmanı” olarak boy göstermesi de, gene bu Atatürk’e uzaktan bakışın sakat bir göstergesidir.

ATATÜRK’Ü UNUTTURMAK KARANLIĞA GÖTÜRÜR

Birleşmiş Milletlerin UNESCO kolu, 1978 yılında, Paris’te yaptığı genel kurulda, 1981 yılının bütün dünyada “Atatürk Yılı” olarak anılmasına karar vermiş, bu kararın gerekçesini kaleme alan 11 ülke, “XX. yüzyılda emperyalizme karşı verilmiş ilk mücadeleyi zafere götüren ve batmış bir imparatorluktan, halk egemenliğine dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğinde bir cumhuriyet kuran” Mustafa Kemal Atatürk’ü, çağımızın en büyük devlet adamı olarak işaret etmiştir. Bu gerekçeyi kaleme alan ülkeler, Mustafa Kemal’in cephelerde yıllarca boğaz boğaza savaştığı devletler olmalarına rağmen, 100. ölüm yıldönümünde bütün dünyanın O’nu saygıyla anması kararını, büyük bir hak bilirlik örneği vererek uygulamışlardır.

Çünkü onlar Atatürk’e hiç uzak kalmamışlar, aksine dünya barışına yaptığı katkılar nedeniyle son derece yakınında olmuşlardır.

Bir ulusun hayat damarı, gençliğidir. Emperyalizmin toplu saldırısına uğrayarak yok edilen bir imparatorluğun külleri arasından, topyekûn bir başkaldırı sonucu, içinden çıkardığı bir önderin liderliğinde tek bilek, tek yürek olup giderek, tam bağımsız, egemen, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğinde bir Cumhuriyet kurulmuşsa; ortaçağ karanlığına terk edilmiş bir ulus, bu devrim sayesinde aydınlığa kavuşmuş ve bir tarih yazmışsa, bu tarih bütün dünya halklarının umududur. Onun okunmasını ve bilinmesini engelleyebilmek hiçbir kişi ya da makamın haddi değildir ve olamaz. O nedenle günümüzdeki bu sakat uygulamalar, sakat bir görüşün eseridir ve bunun altında imzası bulunan hükümet mensuplarını gelecek nesiller ve Cumhuriyet tarihi affetmeyecektir.

Her gelen Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığını bir sonrakinin tümüyle ortadan kaldırdığı, böylece bu konudaki başarısızlıkları artık bir mizah konusu haline gelmiş bir iktidar, ilköğretim müfredatında Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili konularda kısıtlamaya giderek acaba ülkemizi hangi nurlu ufuklara taşıyacağının hesabı içindedir, buna akıl sır erdirmek olanak dışıdır.

ULUS DEVLETTE TARİH ÖĞRETİMİ

 

Türkiye Cumhuriyeti, bir devrimin eseridir. Atatürk’ün önderliğinde bu devrimi yapanlar, bir tarih yazmışlardır. Biz buna “Cumhuriyet tarihi” diyoruz. Devleti kuran, bu devletin temel ilkelerini saptamış, TBMM’ye sunmuş ve bu esaslar “yasa” ile onaylanmıştır. Biz buna “Atatürk İlkeleri” diyoruz.

Tarih öğretimi, tüm çağdaş ulusal devletlerde, ulusal kimliğin oluşması ve ulusçuluğun yayılmasında çok önemli bir rol üstlenmiştir. İmparatorluklar yıkılıp da yerlerine “ulusal” devletler kurulmaya başlayınca, bu yeni kurulan devletler, tarihi “ulusalcı” bakış açısıyla kaleme alınmış bir çerçevede öğreterek kendi nesillerini yetiştirme yoluna gitmişlerdir.

Doğal olarak bu yaklaşım ülkemizde de benimsenmiş ve aynı yol izlenmiştir. Türkiye’de bugün üniversitelerde, bir ana bilim dalı olarak kürsüleşen “İnkılâp Tarihi” alanı ve bu alanın öğretimi, Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonucunda kurulmuş olan bu yeni devletin ideolojik yapısını topluma benimseterek yaymak hedefini güdüyordu. Bir “devrim” yapılmıştı. Bu yapılan devrimin, kimlere karşı, nasıl, ne pahasına ve hangi koşullarda yapıldığının, hedefinin ne olduğunun belletilmesi gerekiyordu. Bu yapılmaya çalışılmıştır.

Ülkemizde, içinde tarih ders programlarının da ele alındığı, eğitim tabanlı toplantı, 23 Nisan 1924’de yapılan 1.Heyet-i İlmiye toplantısıdır. Bu toplantıda tarih ders kitaplarının ve programının değiştirilmesi fikri benimsenmiştir. 1929 yılında lise ve ortaokullar için ders notları hazırlatılmış, 1931 yılında ise Atatürk’ün emriyle 4 ciltlik Tarih kitabı basılmıştır. Bu kitapların 4. cildi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’dir.

UZAKTAN EĞİTİMLE OLMAZ

Bu konudaki arayışlar sürmüş, nihayet üniversitelerin son sınıflarında Türk devrimini ve ideolojisini diğer milletlerin devrim hareketleri ve çağdaş siyasal akımlarıyla karşılaştırmalı bir biçimde veren, bir “Devrim Tarihi Dersi” okutulması kararlaştırılmıştır. Bu amaçla 20 Haziran 1933 tarihinde, İstanbul Üniversitesi bünyesinde, “Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü” kurularak bu dersin verilmesine başlanmıştır.

Zaman içerisinde bu ders, sık sık iktidarların müdahalesiyle içerik değiştirmiş, iktidarların hoşuna gidecek konuların öne çıkarıldığı bir süreç günümüze kadar gelmiştir. Atatürk’le, kurduğu Cumhuriyet’le, bu Cumhuriyet’in kazanımlarıyla barışık olmayan yönetimler, günümüz siyasal olaylarının da bu ders içerisinde anlatılması gerektiği savıyla sürekli içeriğe müdahale etmişler, böylece “Atatürk Devrimi”nin anlatılması gereken alan sürekli daralmış ve sonunda bu dersin üniversite öğrencisine, sınıfta, tartışarak, yüz yüze anlatılmasında bile sakınca görülerek, “uzaktan eğitim “ yöntemine gidilmiştir.

Bu anlayış derhal terk edilmelidir. Bu ders, sınıfta ve görsel malzemeyle desteklenerek, üstelik gençlerin tartışmalarına da olanak sağlayarak verilmeli, gençlikten de, Devrim Tarihi’nden de korkulmamalıdır.

Reklam alanı
About armadmin 8063 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.