Virüslü bir 18 Mart

Nevra Ölçer / Anadolu ve Rumeli Medya

Reklam alanı

18 Mart..

Her yıl bu tarihte Çanakkale konusunda yazılar yazılıyor.

Ben de yazıyorum. Büyük bir coşku ve gururla..

Yazılan şey 18 Mart 1915 olunca her yılki içerik pek değişmiyor.

Ancak içinde olduğumuz yılın gözünden olaylara bakışımız biraz değişiyor..

Bu yıl korkunç bir virüs saldırısının gölgesinde  105 yıl önceyi hatırlıyoruz.

Vatan millet savunması konusuna bugün aynı şartlarda eğilecek olsak ne olurdu diye de düşünmeden edemiyor insan..

Yani ülke saldırı altında ve bu durumda nasıl bir savunma aynı gururu bize hissettirebilir diye düşünüyorum..

Bir kriz masası, bir bilim kurulu kuruldu. Ülkenin alanında en yetkin isimlerinin bir araya gelmesi ve onlara da sağlık bakanının başkanlık etmesi ön planda..

Şimdiye kadar tanımadığımız bakanın olağanüstü çabası halkımızın takdiri ile karşılandı..

Bir bakan böyle olmalı dedi herkes..

Aynı herkesin ortak çabasını belediye çalışmalarında da görmeyi bekleyenler, ya da ne yazık ki şimdiye kadar gördüklerinden dolayı pek de bekleyemeyenler yine bıktırılmış bir üzüntüye kapıldı: İmamoğlu’nun ortak çalışma isteğine Akp’li belediye başkanlarının katılmadığı duyuldu.

En azından güvenebileceğimiz bir sağlık bakanımız var diye sevindik bu olağanüstü kara günlerde..

Bu virüs saldırısı konusunda bir şeyi merak ediyorum. Kendilerine saldırılanlar bu duruma karşılık verecekler mi, ve de nasıl bir karşılık olacak bu?

Yoksa yeni dünya düzeni bu deyip herkes işine mi bakacak?

Tekrar başa dönersek, 105 yıl önceki yöneticiler başımızda olsaydı, bu durumda ne yapardık? Alkol üretebilecek olan şeker fabrikaları kapatılmamış olmalıydı deyip diğer yüzlerce şeyi saymıyorum.

 

Geçen yıl 18 Mart dolayısı ile yazdığım yazıyı aynen tekrar paylaşıyorum..

 

18 Mart denince akla sadece ve sadece Çanakkale geliyor.

Ama Çanakkale denince akla ne geliyor, o biraz irdelenmesi gereken bir konu.

“Çanakkale geçilmez” lafını düşünüyor, gururla söylüyoruz.

Çanakkale’de ne oldu, neden oldu konularını yeterince bilmiyoruz.

Çanakkale’de iki savaş oldu. Biri denizden saldırı idi, ki olayı en iyi bu ifade tarif ediyor, ikincisi ve olağanüstü kanlı bir şekilde olanı ise karaya İtilaf Devletlerinin asker çıkarması ile başladı ve 25 Nisan 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında olmak üzere 8.5 ay sürdü. Bu iki savaş birbirinden tamamen farklı olduğu ve her ikisi de zaferle sonuçlandığı için iki ayrı günde, yani 18 Mart ve 9 Ocak tarihlerinde anma ve kutlama yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Gelibolu yarımadası savunması 1912-13 1.Balkan savaşı sırasında ilk olarak sınanmıştı. Osmanlı Çanakkale Boğazı’nı ve yarımadayı Çanakkale Boğazı Kuva-yı Mürettep Komutanlığı’nın bağımsız komutası altında düzenledi. Komutan Fahri Paşa idi. Oluşturduğu savunma düzeninde yarımadanın ucuna iki tümen yerleştiriyor, ikisinin ortasına gelecek noktaya da yedek tümeni koyuyordu. Bu da Bigalı mevki idi. 1915’de yine aynı düzenin kurulduğu ve Mustafa Kemal’in tümeninin de bu yedek tümen için düşünülen yere yerleştirildiği görülecekti. (Bu bilgi Mustafa Kemal’in tümeni niçin tam olarak buradaydı diye merak edenler için!) Kasım 1914’de ilk deniz saldırısının yapıldığı tarihe kadar da saldırı olabileceği düşünülen yerlerde siperler kazılmış, dikenli teller çekilmiş ve bir ön hazırlık yapılmıştı. Ancak saldırının başlayacağı anlaşılınca bu hazırlıklara hız verildi ve koruma düzeyi en yüksek dereceye çıkarıldı.

Kısaca söylemek gerekirse Almanya’dan uzman askerler boğaz savunmasında belirleyici rol oynadılar.

Kara savunmasında ise Alman subaylar her ne kadar önemli katkılarda bulunduysalar da, bu savaşın Türk kahramanları saymakla bitmez: Esat Paşa, Mustafa Kemal, Vehip Paşa gibi komutanların yönetiminde Alb. Halil Sami, Yrb. Mehmet Şefik, Yrb. Mehmet Ali, Yrb. Kadri, Bnb. İzzettin ve niceleri.

Çanakkale Savaşları okullarda ayrı bir ders olarak okutulmalıdır. Her birimizin dedesi, büyükbabası Çanakkale’deydi. Eğer orada değilse Sarıkamış’ta idi. (büyükbabam Çanakkale, dedem Sarıkamış)

İki gün önce biri çıktı, onlarca kişiyi canlı yayın yaparak öldürdü, ve silahların üzerinde bir takım yazılar vardı. Bir de manifesto yayınladı, Türkler Anadolu’da yaşasınmış, Ayasofya’nın minarelerini yıkmak lazımmış, filan. İşin yapıldığı yer Yeni Zelanda. Henüz İngiltere’den bağımsızlığını almamış olduğu bir zamanda ne olduğunu anlamadan buraya savaşmaya gelen ve ölen 10 binlerce insanın ülkesi.

Atatürk savaş sonrası Pera Palas’ta otururken yan masalarda birinin kendisine kötü kötü bakması üzerine garsona, “nesi var” der. Garson gelip “siz Gelibolu’da onun ailesinden birini öldürmüşsünüz” der. Bunun üzerine “sor bakalım, onların burada ne işi varmış” der. Olayın özeti bu iken, ve de bu konuda hiç kimsenin şüphesi yokken, bu son olay birilerinin ne tip planlarla yol almak istediği konusunda bir ip ucu vermekte.

Özetle biz, her birimiz, tarihimizi, özellikle de Cumhuriyet’imizin kuruluşunun ilk adımını oluşturan Çanakkale’yi çok iyi bilmek ve dünyaya anlatmak durumundayız.

Şehit ve gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.

About armadmin 9318 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.