anadoluverumelimedya.com

Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı düşünenler er ya da geç bunun bedelini öderler

Reklam alanı

Ümit Kocasakal / Odatv.com

Reklam alanı

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu eski üyesi Ayhan Oğan; “Biz yeni bir devlet kuruyoruz. Beğenin beğenmeyin bu devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır. Yapılan Yüksek Askeri Şura yeni bir TSK’nın inşasıdır. Biz vesayet düzenini yıktık” sözleri ile aslında malumu ilan etti. Bu sözleri ciddiye almak, daha önemlisi arkasındaki büyük resmi ve sözlerdeki “şifreleri” görmek gerek. Ancak bu da yeterli değildir. Bu büyük resim karşısında Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı tarihindeki bu en büyük saldırının nasıl savuşturulacağını da düşünmek gerek.

Bir kere başta AKP genel başkanı olmak üzere iktidar kanadından gelen “bizi bağlamaz” türü veya görünürde bu sözleri benimsemez, onaylamaz açıklamalar hikayedir,  lafü güzaftır! Ne diyeceklerdi yani, “Evet biz küresel planlama doğrultusunda Türkiye Cumhuriyetini yıkıp, yerine yeni bir devlet kuruyoruz” mu diyeceklerdi? Atatürk’ün, milli mücadelenin, Cumhuriyet değerlerinin müfredattan çıkarılması, akıl ve bilimin terk edilmesi, Anayasa ile korunan devrim kanunlarına aykırı olarak ve başka bir hukuk düzeni oluşturma adına müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesi, TSK’nin tarumar edilmesi, milis kuvvetlerinin oluşturulması, milli gün ve bayramların sönükleştirilmesi gibi  uygulamalar, Lozan’a dil uzatılması, son Anayasa değişikliği,  kurulduğu söylenen bu “yeni devletin” ön adımları değil mi? Bunlar durumu yeterince anlatmıyor mu? Bir süre önce Atatürk’ün heykeline saldıran “zat”, aldığını söylediği o “tebliği” gerçekte kimden aldı, bu cüreti nereden buldu? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. İktidarın da yaptıkları bellidir.

CUMHURİYETE SALDIRINLAR YA “MECZUP” OLUYOR YA DA İKTİDARI “BAĞLAMIYOR”

Bunlar, “meczup”, “münferit”, “bizi bağlamaz” gibi açıklamalarla geçiştirilemez. Ne hikmetse Atatürk’e, milli mücadele kahramanı İnönü’ye, Cumhuriyete saldırınlar ya “meczup” oluyor ya da iktidarı “bağlamıyor!”

Bay Oğan’ın, kurulmakta olduğunu söylediği yeni devletle ilgili olarak “kuruyoruz” ifadesi özellikle önemli. Bu “yeni devletin” gerçek kurucusu küresel emperyalizm (AB ve ABD). Projenin mimarı ise Graham Fuller ve arkadaşları! Nitekim Fuller, “Yeni Türkiye” isimli kitabında bunun aşamaların söylüyor: Kemalizm’in tasfiyesi, Türkiye’nin “Osmanlı köklerine” dönmesi (Yeni Osmanlıcılık) ve ılımlı İslam! Bu iktidarın da ve onun genel başkanının ağzından düşünmediği, tüm eylemlerinde esas aldığı da bunlar değil mi? Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetini yıkarak yerine yeni bir devlet kurmak, Sevr’i geri getirmek isteyen emperyalizmin projesidir. AKP ise bu projenin taşeronu, uygulayıcısıdır. Aslında varılmak istenen bu “menzil” FETÖ’nün de hedefidir. Mesele bu kadar açıktır. Bunun için AKP genel başkanının ve iktidar mensuplarının bugüne dek eyalet sistemi, Lozan gibi konulardaki açıklamalarına, “açılım”, TC tabelalarının indirilmesi, milli bayramlarda alınan tutum gibi eylemlerle ile gerçekleşen nabız yoklamalarına ve benzeri eylemlerine bakmak yeterli. Görüldüğü gibi kurulduğu söylenen “yeni devlet”, Türkiye Cumhuriyetini yıkmayı esas alan, CİA “laboratuvarlarında”  hazırlanmış olan bölünmüş bir devlettir, kurucu lideri de FETÖ’nün de hamiliğini yapan Graham Fuller’dir. Bunun alt yapısı da alt kimlik politikalarının desteklenip ortak aidiyet duygusu yaratan yurttaşlık bilincinin köreltilmesiyle oluşturuldu. Kişiyi birey olmaktan çıkarıp yurttaşlık bilincini körelten, milli duyguları zayıflatan tarikat ve cemaatlerin palazlandırılmasının gerçek nedeni de bu. Böylece “yeni devleti” kimlerle kurdukları da görülüyor. Esasen bu söylem bir nabız yoklaması, bir tansiyon ölçme. Her zaman olduğu gibi, televizyonlarda, köşelerde söylemin vahametini azaltmak adına “uzmanlar(!)” tarafından bu konu ele alınacak, yumuşatılıp başka şekillerde topluma yutturulmaya, alıştırılmaya  çalışılacak.

Peki açıklamadaki “yeni bir TSK’nın inşası” ne anlama geliyor? Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, milli mücadeleyi yürütmüş ve ülkeyi işgalden kurtararak bağımsızlığına kavuşturmuş Orduya ne oldu? Tasfiye mi edildi?

ORTADA AÇIK BİR SUÇ, BİR KALKIŞMA VAR

Öte yandan bu söylemdeki asıl mesaj, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yıkılması. Öyle ya yeni bir devlet kurulabilmesi için “eskisinin” yıkılması gerek. Bu söylemle birlikte, Anayasamızın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerine karşın, anayasal sisteme, rejime karşı bir kalkışmanın, bir darbe teşebbüsünün varlığı, daha önemlisi Türk Ceza Kanununun 309.maddesinde düzenlenen suçun icra hareketlerinin başlamış olduğu da ikrar edilmekte. Üstelik önemli bir mesafe de kat edilmiş durumda. Ortada açık bir suç, bir kalkışma var, ancak ne yazık ki tutsak edilmiş yargıda bunun gereğini yapacak hukukçular yok. Daha da acısı Türkiye Cumhuriyetini yıkarak yerine emperyalizmin planladığı bu “yeni devleti” kurmanın en önemli aşamasına, YSK destekli olarak seçmenin oyu ve iradesi gaspedilen, hileli ve kirli, sözde bir “halkoylaması” ile ulaşılmasıdır.

Bu noktaya bir anda gelinmedi. Ancak özellikle 1980 darbesinden sonra ve AKP’nin iktidara getirilmesiyle birlikte “vesayetten kurtulma” yalanı ve kılıfı altında, bir kısmı şimdi “timsah gözyaşları” döken yerli işbirlikçilerin de desteğiyle adım adım ülkenin kodlarıyla, kimyasıyla, genetiğiyle oynandı. Devletin ve cumhuriyetin taşıyıcı kolonları tahrip edildi, kurumlar çökertildi. Türk siyasi hayatı, sosyal ve kültürel yaşam emperyalizm tarafından dizayn edildi, karşımıza türlü kılık ve maskelerle çıkan etki ajanları devşirilip yetiştirildi. Türkiye zihinsel, sinsi bir işgale uğradı, değerler alt üst edildi, ülkenin ve yurttaşlarının masumiyeti çalındı. Tarımı, hayvancılığı bilinçli olarak çökertildi, doğası tahrip edildi. Etnik ve mezhepsel ayrılıklar körüklenerek toplum ayrıştırıldı, birbirine düşman edildi. Üretime dayalı planlı ekonomiden, sıcak paraya, dış borca, tüketime dayalı uygulamalarla Türkiye büyük bir borç sarmalına sürüklendi. Ancak en önemli engel; tam bağımsızlığı, üretime dayalı planlı ekonomiyi, sosyal piyasayı, kamucu politikaları, alt kimlik ayrımlarını ve politikalarını reddeden yurttaşlık bilincini, onurlu dış politikayı temel alan, emperyalizme boyun eğmeyi, alt kimliklere dayalı ayrımları reddeden Atatürk ve Kemalizm’di. Bu nedenledir ki yıllar önce İngiliz Duff, büyük bir küstahlıkla Atatürk’ün resimlerinin resmi dairelerden indirilmesi gerektiğini “buyurmuştu”. Bu nedenledir ki Graham Fuller Kemalizm’in tasfiyesi gerektiğini “buyurmuştu”. Dolayısıyla Atatürk’ün resimlerini indirenlerin, buna seyirci kalıp göz yumanların, Atatürk’e ve Cumhuriyete fatura kesmeye kalkanların da hangi yolun yolcusu olduğu apaçık ortadadır.

İTİRAF EDİLEN YENİ DEVLETİN ADIMLARI

Burada, gerçek ile sahteyi ayırt edebilmek ve maskeleri indirebilmek adına rahmetle ve özlemle andığım Uğur Mumcu’nun şu sözlerini hatırlamakta yarar vardır: “Kendisine Atatürkçü’yüm diyen insan; Madde – 1: Emperyalizme ve kapitalizme karşı koyar. Madde – 2: Uşak olmaz. Ne Amerika’ya, ne Sovyetler’e, ne Çin’e, ne Avrupa’ya, uşak olmaz, uşak! Madde – 3: Kuva-yi Milliye ruhuna sahip olur, emperyalizme ve kapitalizme karşı halkı örgütler. Ve başı dimdik olur. Tam bağımsızlık ilkesinden bahseder. Atatürk ilkeleri için inkılap demez DEVRİM der, DEVRİM!“.

Milli mücadele kahramanlarına, Atatürk’e ve İnönü’ye, Lozan’a yönelik sistematik saldırılar; milli eğitimin, gayrı milli (ümmi) eğitime, hatta “eritime” dönüştürülmesi, kindar nesil yetiştirme projesi, laikliğin aşındırılması, devlet kadrolarının cemaat ve tarikatlara terk edilmesi, devrim kanunlarının yok sayılması, TSK’nın genetiği ile oynanması, milli günlerin değersizleştirilme çabaları, TC tabelalarının indirilmesi, eyalet söylemleri ve birçok diğer eylem, kurulmakta olduğu ifade ve itiraf edilen yeni devletin adımlarıdır.

AKP bir proje partisidir. Ülkenin bağrına yerleştirilmiş, tahrip gücü yüksek bir dinamit lokumudur. Ruh kökleri gereği milli değildir, gayrı milli ve ümmetçidir. Bu nedenle de varlığı ve ülkeyi yönetmesi Türkiye için bir güvenlik sorunudur. Türkiye bu iktidardan kurtulmalıdır. Ancak AKP bir neden değil sonuçturPlanlayıcı değil, taşerondurAsıl ve daha önemli mesele Türkiye’yi; AKP’yi iktidara getiren (genel olarak da iktidarları belirleyen) güçten, yani emperyalizmden, yani “oltadaki balık” olmaktan kurtarmaktır. Çünkü emperyalizm için hizmetindeki her yapının ve kişinin bir raf ömrü, bir son kullanma tarihi vardır. İşi bittiğinde yenisine yönelir. Ne acı ki heveslisi de çoktur! Şu halde, aynı kısır döngüyü yaşamamak adına mesele sadece AKP iktidarından kurtulmak değil, yerine nasıl bir iktidarın geleceğidir. Hiç bir iktidar sonsuza dek sürmez.

NEREYE KADAR

Bu nedenledir ki AKP karşıtlığı tek başına bir birliktelik yaratmaz, kendi politikalarını net bir biçimde ortaya koymaksızın haklı da olsa sadece iktidar karşıtı söylem ve politikalar başarılı olamaz. Haklı da olsa sadece bu iktidardan kurtulmak tek başına bir amaç olamaz. Asıl amaç, ülkeyi ve Türk milletini küresel boyunduruktan kurtarmak, tam bağımsızlığına kavuşturmak olmalıdır. Üstelik siyasette bir artı bir her zaman iki etmemektedir, bunun örnekleri mevcuttur. Yakın bir geçmişte AKP ile ülkeyi parçalayacak “açılım” larda kol kola yürüyenlerle, üniter yapı ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olanlarla, bu amaçlarını emperyalizmi anmadan görünürde “sol” söylemlerle, soyut demokrasi ifadeleriyle maskeleyenlerle, Cumhuriyet ve Atatürk ile kavga edenlerle, milli bir ruh taşımayanlarla, emperyalizme karşı bir duruşu olmayıp tam bağımsızlığı savunmayanlarla, geniş halk kesimlerini ezen neo liberal politikaları savunanlarla hangi birliktelik olabilir ve nereye kadar?

Herkes artık altı doldurulmayan soyut söylemleri, günü kurtarmaya yönelik politik manevraları, ağız dalaşını,  gündelik gelişmelerden rant devşirip kendisini bir yerlere taşıma gayretlerini, “dalga” ları, saman alevi gibi parlayıp sönen anlık tepkileri, “reel siyaset” adı altındaki samimiyetsizliği bir yana bırakarak fikri/ideolojik düzlemde somut olarak Türkiye için yaşamın tüm alanlarını kapsayan bütüncül projesini ortaya koymalıdır. Muhalefet etmek kendi içinde bir amaç değildir, iktidara gelerek ülkeyi refaha ve huzura kavuşturmak için bir araçtır, öyle olmalıdır. İktidara gelebilmek ise (bazen gerekli olmakla birlikte) sadece “sert” sözler söylemekle, iktidarın yarattığı gündemin peşine takılmakla, çelişkili, tutarsız söylem ve eylemlerle, gündelik gelişmelerin ve medyanın rüzgarında savrulmakla, uzun vadeli strateji içermeyen konjonktürel çıkışlarla, soyut söylemlerle başarılabilecek bir şey değildir. Bütüncül, ilkesel ve düşünsel temelde kucaklayıcı bir proje, bir kimlik, pusula, yön duygusu, tutarlılık, ilkelilik, güven yaratmayı gerektirir. Yani kendisi gibi olmayı, farklılıklarını gösterebilmeyi. Böyle bir yapı ise zaten doğal, organik bir birliktelik yaratır, çığa dönüşür.

BU MÜCADELE BUNLARLA OLMAZ

Emperyalist senaryo ve planlama kapsamında AKP’nin yıkmak istediği, Atatürk’ün kurduğu Devlet ve Cumhuriyet olduğuna göre; AKP ve arkasındaki emperyalist güç ile mücadelede herkesi birleştirecek ve başarıyı getirecek tek çıkar yol, anti-emperyalizm ve tam bağımsızlık temelinde kuruluşa ve kurucu Önder’e, yani Atatürk’e ve onun politikalarına geri dönmek, başta ekonomi olmak üzere Atatürk’ü rehber edinmektir. Çünkü tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir parlamenter-demokratik düzen, insan hakları, hukuk devleti, akıl ve bilim, kültür, iktisadi bağımsızlık  Cumhuriyetin ve Atatürk’ün koyduğu hedeflerdir. Nitekim “muasır medeniyetler” seviyesine ulaşma ile kastedilen de budur. Bu ise ancak tam bağımsız ve onurlu bir devlet ve toplumla mümkündür.

Bu mücadele; Atatürk’ün resimlerini indirenlerle, fırsatını yakaladığında Atatürk’e ve Cumhuriyet’e fatura çıkaran yahut Atatürk’ün dillendirilmesinden rahatsız olanlarla, sahte Atatürkçülerle, soyut olarak demokrasi, hukuk insan haklarını ağzından düşürmeyip diğer yandan emperyalizmle işbirliği yaparak kurucu değerlere saldıranlarla olmaz.

Bu mücadele; her alanda tam bağımsızlığı savunmayanlarla emperyalizmi ağzına alamayıp ona açıkça karşı duramayanlarla, ona teslim olup hizmete hazır olduğunu ortaya koyanlarla olmaz.

Bu mücadele; ülkenin bölünmez bütünlüğü ile sorunu olanlarla, yurttaşlık bilincini köreltip etnikçilik, mezhepçilik başta olmak üzere alt kimliklere dayalı politikaları benimseyenlerle olmaz.

Bu mücadele; halkı ezen neo-liberal politikalara karşı çıkmayıp farklı söylemlerle benimseyenlerle, üretimi, planlamayı, emeği, hakça bölüşmeyi, alt kimlik ayrımı yapmaksızın sosyal bir sorumluluk duygusu ile herkes için hak ve özgürlük talep etmeyenlerle, başka bir ifadeyle hak ve özgürlük taleplerini alt kimliklere dayandıranlarla olmaz.

Bu mücadele; ülkenin çıkarı için gerektiğinde koltuklarından vazgeçebilmeyi bilmeyenlerle, kendi ikballerini ülkesininkinin önüne koyanlarla olmaz.

BU POLİTİKALARDA ISRAR ANLAMSIZDIR, BİR KISIR DÖNGÜDÜR

Türkiyenin; Atatürk döneminde uygulanan ve dünyada bugün dahi örnek alınan politikalar sayesinde, dünyadaki büyük ekonomik bunalıma karşın her yıl ortalama %11 büyürken, tek kuruş dış borç ve enflasyon yokken, kendi kendine yetebilen, başı dik, onurlu bir ülkeyken nasıl bu hale düştüğünün cevabı aynı zamanda Türkiye’nin bu karanlıktan çıkışının anahtarıdır. Bu altın yıllardan bu yana uygulanan politikaların sonuçları ortadadır ve bu politikalarda ısrar anlamsızdır, bir kısır döngüdür.

Şu halde kafa karışıklığını, anlamsız ve gereksiz tartışmaları, yapay ayrım ve ayrılıkları giderecek yegane yol; birinci meclis ruhu ve yeni bir milli mücadele azim ve kararlılığıyla, heyecanıyla kurucu felsefeye ve değerlere, yüzde yüz yerli, milli ve “organik” olan Atatürk politikalarına, altı oka geri dönmektir. Atatürk ve altı ok, Türkiye’ye doğru bir yön duygusu veren, toplumu birleştirecek bir pusula ve rehberdir. Başarısı kanıtlanmıştır. Milli birliktelik ancak böyle sağlanabilir ve küresel oyun ancak böyle bozulabilir. Üstelik bu yönelim, bugüne dek Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlayamamış veya yanlış anlamış “Cumhuriyet” hükümetlerinin geçmişteki hatalarını da telafi etme ve tekrarlamama imkanı da verecektir.

Son söz olarak ise şunu belirtmek gerekir: Arkasında emperyalizm de olsa, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmaya hiç kimsenin gücü yetmez. “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı”, yani Türk Milleti buna izin vermez. Bu topraklarda kuvayı milliye ruhu ölmez. Bu kalkışmada bulunanlar ise bunun altında kalacağı gibi er veya geç bunun bedelini tarih ve hukuk karşısında öder.

 

 

Reklam alanı
About armadmin 7565 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.