anadoluverumelimedya.com

İktidar sözcüleri kritik noktaları açıklayamıyor: Freni nereye koydunuz?

Reklam alanı
Başkan, parti lideri olacağı için partisinin vekil listesini kendisi belirleyecek. Peki, bu vekiller Başkan ve ekibini denetleyecek güven ve cesareti nereden alacaklar?
BERKANT GÜLTEKİN / Birgün

Reklam alanı

iktidar-sozculeri-kritik-noktalari-aciklayamiyor-freni-nereye-koydunuz-266599-1.iktidar-sozculeri-kritik-noktalari-aciklayamiyor-freni-nereye-koydunuz-266600-1.

Başkanlık sistemini içeren Anayasa değişikliği referandumuna sayılı günler kaldı. Ancak ülkenin siyasal rejimini altüst edecek bu değişikliğin doğuracağı sonuçların tam olarak kestirilememesi ve AKP iktidarının, sisteme ilişkin yöneltilen sorulara teorik düzlemde de olsa tatmin edici yanıtlar verememesi ortaya muğlak bir tablo çıkarıyor. Özellikle iktidar cephesinin 18 maddelik değişikliği bir ‘denge sistemi’ olarak lanse etmekte zorlandığı göze çarpıyor.

AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, sunulan sistemde Başkan’ın Meclis tarafından denetleneceğini, gerekirse görevden alınabileceğini ve yargılanabileceğini söylüyor. Ancak önerilen sistem, Başkanlık yetkileri verilen Cumhurbaşkanı’nın partili olmasına olanak tanıdığından ve Meclis seçimleri ile Başkanlık seçimlerinin aynı gün yapılmasında bir sakınca görmediğinden; parlamentonun bağımsız gücünü ve dolayısıyla da denetleme yetkisini zedeliyor.

Meclis’in kontrolü Başkan’ın elinde

Seçimlerin aynı gün yapılması, siyasetin doğası gereği ve yüzde 10’luk seçim barajı nedeniyle, Başkan’ın lideri olduğu partinin Meclis çoğunluğunu elde etmesi sonucunu doğuracak. Bu, parlamentodaki milletvekillerinin çoğunluğunun siyasi kariyerinin Başkan’a bağlı olması demek. Yani milletvekillerinin çoğunluğu Başkan’ı denetlemeye kalktıklarında, bir daha milletvekili adayı gösterilmeme tehdidiyle karşı karşıya kalacaklar. Eğer milletvekilleri ülkenin menfaati için Başkan’ı politik olarak sıkıştırmaya cesaret ederse, Başkan, Meclis’i feshedip seçimleri yenileyebilecek. Başkan, aynı zamanda parti lideri olduğu için de yapılacak seçimde partisinin milletvekili listesini kendisi belirleyebilecek. Öyleyse, milletvekilleri Başkan ve ekibini denetleyecek güven ve cesareti nereden alacaklar?

Özetle iktidarın iddiasının aksine Meclis’e Başkan’ı denetleme yetkisi değil, Başkan’a milletvekillerini cezalandırma yetkisi veriliyor. Yürütmeyi yetkilendirme vasfı elinden alınan Meclis, hem bağımsızlığını hem de siyasetteki etkisini kaybediyor.

Mevcut sistemi örnek göstermek doğru mu?

Başkan’ı gerektiği durumda yargılamak veya görevden almak da hiç kolay görünmüyor. Sistem yürürlüğe girerse, Meclis üye sayısı 550’den 600’e çıkacak. Başkan’ın yargılanması konusunda en az 301 vekilin önerge vermesi gerekiyor. Ancak bu da yeterli değil. Başkan hakkında soruşturma açılması için en az 360, soruşturma komisyonunun raporundan sonra Başkan’ın Yüce Divan’a gönderilmesi için de en az 401 vekilin oyuna ihtiyaç var. Kritik olan ise şu; Başkan ilk önergenin verildiği anda, Meclis’i feshederek ülkeyi seçime götürebiliyor. Yani halkın oylarıyla seçilen Meclis’in yarısı Başkan’ın suçlu olduğuna inansa dahi, Başkan soruşturma komisyonunun kurulacağı aşamaya kadar Meclis’i feshedebilme gücüne sahip. Meclis’in Başkan’ı yenilemek amacıyla seçim kararı alması için ise 360 vekilin oyu gerekiyor.

İktidar cephesi bu iddialara mevcut sistemi örnek göstererek yanıt üretmeye çalışıyor: “Şu anki sistemde Cumhurbaşkanı’nı yargılamak daha zor.” Doğru, mevcut sisteme göre Cumhurbaşkanı 184 vekilin teklifi ve 413 vekilin kararı ile suçlanabiliyor. Fakat burada kasıtlı veya değil, çok önemli bir nokta kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor. Mevcut parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisi yok ve iktidar gücü Meclis’in içinden çıkan hükümette. Dolayısıyla Başkan’ın hesap verebilme ve denetlenme kanallarının mevcut sistemden daha açık ve çeşitli olması gerekiyor.

Yargı bağımsızlığı nasıl sağlanacak?

Tüm süreçlerin demokratik kıstaslar uyarınca aşıldığını varsaysak bile, bu kez de karşımıza yargı sisteminin taraflaşmış karakteri çıkıyor. Önerilen sisteme göre, Başkan’ın yargılamasını yapacak Yüce Divan’ın (AYM mensupları) üyeleri, bizzat Başkan ve Başkan’ın partisinin çoğunluğunu oluşturduğu Meclis tarafından belirleniyor. Buna göre toplam 15 üyesi bulunan AYM’nin 12 üyesini Başkan, geri kalan 3 üyesini ise Meclis atıyor. Ortaya çıkan soru ise şu: Başkan tarafından atanan ve mesleki kariyeri Başkan’ın elinde olan AYM üyeleri, ihtiyaç olması durumunda Başkan’ı halk adına nasıl yargılayacak? Böyle bir yargılamanın ardından yurttaşlar yargıçların tarafsızlığından nasıl emin olacak?

Adındaki “yüksek” ibaresi atılacak olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) için de durum farklı değil. Hâkimleri ve savcıları atayan, görevden alan ve meslekten ihraç edebilen bu organın 6 üyesini (İkisi Adalet Bakanı ve Müsteşarı olmak üzere) Başkan, 7 üyesini ise Başkan’ın partisinin çoğunlukta olduğu Meclis belirleyecek. “Yargıda kadrolaşmanın önüne nasıl geçilecek?”, “Yargıçlar Başkan’ın siyasi ve ahlaki değerlerine ters düşen hukuki kararları nasıl alacak?”, “Yargıçlar böyle ‘cesur’ kararlar alırsa hangi yasayla korunacaklar?” gibi soruların yanıtı da henüz verilebilmiş değil. Örneğin, Başkan demokratik protestoların ‘terörist faaliyet’ olduğunu iddia ederse, bir yargıç böyle bir davada karar vermesi gerektiğinde nasıl tutum belirleyecek? Başkan’a yakın işadamlarından biri usulsüz bir ihale alırsa, konu hakkında dava açılabilecek mi? Açılırsa mahkeme hangi güvenceyle adil karar verebilecek? Yargıçlar bu tarz davalarda haktan ve hukuktan yana tavır koyarlarsa, HSK tarafından fişlenip görevden alınmayacaklarından nasıl emin olabilecekler?

Yasamadaki ‘çok başlılık’

Hayata geçirilmek istenen sistem, Meclis’in görev ve yetkileri arasında “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” faaliyetlerini sıralıyor. Ancak bu değişiklikle yasama faaliyetine yürütmeyi ele geçirecek olan Başkan da ortak oluyor. Değişiklikte, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir” deniliyor. Başkan’ın kararnamesiyle, Meclis’in çıkardığı ya da çıkaracağı kanunun çelişmeyeceği ve kanunun üstün olduğu ifade ediliyor ancak Başkan tarafından atanan bürokratların hangi güvenceyle kararname yerine kanunu tercih edeceği belirtilmiyor. Bir ülkeyle ilişkilerin gerilmesi durumunda, Başkan çıkardığı kararname ile o ülkeyle olan ticarete darbe vurur ve yurttaşların seyahat hürriyetini engellerse, hangi mekanizma kendisine dur diyecek? İktidar kurmayları, bu probleme de ikna edici bir yanıt üretemiyor.

Yardımcılar meselesi

En dikkat çekici tartışma başlıklardan biri de seçilmeden, Başkan tarafından göreve atanacak olan yardımcılar ile bakanların dokunulmazlık zırhı, olası iktidar gücü ve sayısı…

Yukarıda Başkan için belirtilen yargılanma sürecinin aynısı, Başkan yardımcıları ve bakanlar için de geçerli. Halkın oyuyla seçilmeyen Başkan yardımcıları ile bakanlar, olağanüstü hukuki koruma verilen Başkan kadar imtiyazlı. Üstelik bu kural sadece görev yaptıkları yılları değil, tüm yaşamlarını kapsıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukukçu danışmanlarından Mehmet Uçum bu durumu, “Başkan siyasi kişilik, yardımcılar ise teknokrat kişilik” sözleriyle açıklasa da, önerilen sistemde tam olarak şu ifade geçiyor: “Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.” Yani yargılanmaları için mucizelere ihtiyaç olan Başkan yardımcılarının, bazı durumlarda Başkan’ın yetkilerini kullanma olanakları da bulunuyor.

Sayı kısıtı yok

Sunulan sistem, Başkan yardımcılarının sayısı konusunda hiçbir sınırlama getirmiyor. Erdoğan, “Sınırsız başkan yardımcısı atamaktan bahsediliyor. Böyle çocukça bir yaklaşım olur mu?” dese de, 16 Nisan’da oylanacak olan anayasa, bu ‘çocukça’ iddiayı çürütecek olgunlukta bir kısıtlama barındırmıyor. Söz konusu düzenlemede (Madde 106) şu ifade yer alıyor: “Cumhurbaşkanı [Başkan], seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.”

Başkan yardımcıları konusunda akıllarda şu soru beliriyor: Başkan’ın halk tarafından seçilmeyen eşini, oğlunu, kızını ya da yargıdan kaçırmak istediği herhangi bir yandaşını, Başkan yardımcısı olarak atamayacağından nasıl emin olunabilir?

*****

ABD’de denge nasıl kuruluyor?

İktidar sözcülerinin bu süreçte en fazla başvurduğu ülke ABD. Bu ülkede demokrasinin ne denli gelişkin olduğu tartışmalı olmakla birlikte, önerilen sistemle ABD’deki başkanlık sistemi arasındaki fark hayli fazla. AKP’nin önerdiği sistemin aksine ABD’de Kongre seçimleri başkanlık seçimlerinden ayrı olarak yapılıyor ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elinde bulunduran parti ile Başkan’ın partisinin iki ayrı parti olması mümkün hale gelebiliyor. Yanı sıra ABD’de her iki senede bir seçmen yoklanıyor. Her 2 yılda bir, senatörlerin yaklaşık üçte biri yenileniyor. Ayrıca ABD’de Başkan Yardımcısı, AKP’nin önerdiği sistemin aksine Başkan tarafından keyfi olarak atanamıyor. Senato Başkanı olarak seçilen kişi, aynı zamanda Başkan Yardımcısı oluyor. Dahası, ABD Başkanı bir partiden aday olmakla birlikte, yine AKP’nin önerdiği sistemin aksine o partinin genel başkanı olmuyor. ABD’deki sistemin en can alıcı kuralı ise şu; Başkan Kongre’yi feshedemiyor ama Kongre 3/2 çoğunlukla Başkan’ı suçlayıp (Impeachment) yargılama sonunda görevine son verebiliyor.

 

Reklam alanı
About armadmin 8063 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.