anadoluverumelimedya.com

Geriye bak, ileriyi gör…

Reklam alanı

Ahmet Tan / Cumhuriyet

Reklam alanı

Bu halkın en azından yarısı, bu iktidarın çekip gideceği zamanı görmek için yanıp tutuşuyor. Elbette “Takdir-i Ilahi’nin tecellisi”ne umut bağlayanlar da var. Ama, “Ölüden ve ölümden şeytan bile medet ummaz!” diyelim. Ve “Her şeye rağmen meşruiyet içinde çare tükenmez!” diye de ekleyelim.
İktidardan kurtulmanın, aslen kendisi de bir melek olan Azrail Aleyhisselam’ın devreye girmesinden başka bir yolu da olmalı.
Bunun da ipuçları elbette bu ülkenin “demokrasi tarihi envanteri” içinde aranmalı. Altan Öymen’in esin kaynağı belli ki Nobelli Ingiliz siyasetçi Winston Churchill’in o sözü olmuş: “Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz.”

***

Altan Abi de ileriyi görmek için çok gerilere, kendi yetiştiği 1930’lara bakarak yazmaya yönelmiş…
Aşama aşama, cilt cilt, kendi yaşamı, gözlemleri, düşünceleri ve elbette duygularının ışığında, ülkemizin politik, toplumsal ve kültürel tarihini, bir röportaj üslubuyla anlatmayı sürdürüyor.
Çocukluğundan alıp ülkeyi 1960’lara kadar onar yıllık dönemler halinde yorumluyor. 350-400 sayfalık dört ciltlik dizisi gelip “Ve İhtilal”e kadar dayandı. Orada, zorunlu bir ara verdi: “Kayıp Yaz”ı yazdı.
Kayıp Yaz, FETÖ Darbe Girişimi’nin patlak verdiği bu yılın yaz mevsimi değil.
Üst üste iki seçim yaşadığımız 2015 yazı.
Halkımız, geçen yaz, muhalefet partilerine artık rüyada bile görülse inanılmayacak yüzde 60’lık bir iktidar olma fırsatı sağlamakla kalmadı, Tayyip Bey’in de fiyakasını bozdu. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız çok çabuk toparlandı.
Çok ustalıklı bir 45 günlük, birçok perdeli bir oyun kurdu. Fethullahçı tezgâhtan geçtiğinden kuşku duyduğu, ama sonradan ıslahı nefs ettiğine inandığı Davutoğlu Ahmet Bey’i, özellikle CHP’ye “istikşafi katakullisi” uygulamakla görevlendirdi.
Atatürk’ün partisi, kendilerine başkomiser ve cumhuriyet savcısı süsü verenlerin dolandırdığı emekli fabrika işçisi Zühre Hanım ile Murtaza Efendi gibi kolayca oyuna geliverdiler.
“Koalisyonda bakanlık” hayali ile tam bir ay getir götür, indir çıkar ile oyalandılar.
Seçim sandığını kucaklarında buldular. CHP, sıfıra sıfır, elde var yine sıfırlık sonuca katlandı.
Seçmen oyun bozanlık yapan MHP’yi cezalandırdı. HDP’yi ise Meclis’in 2. büyük muhalefet partisi yaptı. Bu başarıdaki en büyük etken, SelahattinDemirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığından bu yana dursuz duraksız tekrarladığı “Seni başkan yaptırmayacağız!” sloganı önemli rol oynadı. CHP ise “slogan fukarası” olmanın cezasını çekiyor.
Olup biteni, özellikle de Cumhurbaşkanı’nın hallerini beton çivisi gibi kamuoyunun gündemine çakmayı beceremiyor. Şimdi şimdi Erdoğan’a “darbeci” demeye başladı. Oysa bu sözü Davutoğlu’nu Başbakanlık’tan attığı gün söylemeye başlasa ve yeri göğü inletseydi durum daha farklı olacaktı.
Çünkü Davutoğlu yığınla eksiğine, zaafına, nobranlığına, nadanlığına, hayalperest ve maceraperestliğine rağmen ülkenin güvenoyu almış hükümetinin başkanıydı.
Lahmacuncu çırağı gibi kulağından tutulup kapıya konulması, kendisine güvenoyu veren TBMM’ye yapılmış bir darbe idi.
FETÖ Meclis’in duvarlarını çatısını bombalamış ise Erdoğan’ın da TBMM’nin güvenoyu verdiği, seçim kazanmış bir siyasi parti liderini görevden almasıydı asıl darbe!
Meclis’teki FETÖ darbesi izlerini “Müteaahitler Derneği” sözde bedavaya tamir ediyor.
Peki ya Meclis’in güvenoyuna sahip Başbakan’a yapılan darbe için ne tek kelime eden var ne de onaran! Daha da beteri, “Başbakan” sıfatı bile kitaptan siliniyor!
Davutoğlu’nun işten atıldığı gün, dursuz duraksız “ANAYASA DARBECISI, BAŞBAKAN DARBECISI ERDOĞAN” gibi bir slogan bulunup hâlâ da tekrarlanıp durulsaydı, bugünkü “Cumhurbaşkanlığı sistemi” şaklabanlığına da kolayca cesaret edilemezdi. Belki biraz da “Seni başkan yaptırmayacağız!” sözünün korkusuyla, önce Demirtaş içeri atıldı, sonra da “Başkanlık”tan vazgeçtiler.
Anayasa, Davutoğlu’nun Meclis’te “güvenoyu” ile düşürülmesini şart koşuyordu. Tayyip Bey buna cesaret edemedi. Fire verileceğinden korkuyordu. Önümüzdeki anayasa tasarısı oylaması için de benzer korku var. CHP o dönemde anayasal gerekliliğe sahip çıkmadı. Hiçbir girişimde bulunmadı. Davutoğlu gıkı çıkmadan biat ederken, CHP bu hukuksuzluğu niye sadece seyretti?..

***

Kayıp Yaz’da bu türden net sorular yok!..
Ama rakamları, olayları, olguları peş peşe okuyunca Kayıp Yaz’ın ülkemiz için de CHP için de önümüzdeki yılların her mevsimine sirayet edebileceğini görüyorsunuz.

Reklam alanı
About armadmin 9279 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.