anadoluverumelimedya.com

15 Temmuz’dan sonra yapılan 2 tarihi hata

Orgeneral Çetin Doğan, Em. 1. Ordu Komutanı

Reklam alanı

Bir ülkede hiçbir siyasi sorumluluğu olmayan kişi veya grupların devletin bütün güç merkezlerini ele geçirmesi halinde, rejimin yapısı kaçınılmaz olarak değişir. 15 Temmuz darbe girişimi ile Fethullah Terör Örgütünün (FETÖ) Baş İmamın verdiği fetvalar paralelinde devletin can damarlarına girerek bütün güç merkezlerini neredeyse tam olarak ele geçirmek üzere olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle Cumhuriyetimizi onarmak, FETÖ ve yoldaşlarının devletin bütün kurum ve kuruluşlarından tasfiye etmek elbette öncelikli görevdir. Ne yazık ki, bugünkü siyasi iklimde Cumhurbaşkanı’ndan başka bu işlevi kararlılıkla yürütebilecek ne başka bir lider ne de siyasal yapı ortada görülmüyor. Görünürde siyasi iktidarın denetim ve kontrolünü sağlayan mekanizmalar büyük ölçüde güç kaybına uğrayarak adeta işlevsiz kalmış durumda. Bu aşamada bize düşen restorasyon bağlamında atılan doğru adımları desteklemek, başka hesaplarla aceleye getirilen, en hafif tabirle “naif uygulamalara” dikkat çekmektir. Bilelim ki demokratik usul ve prensiplere bağlı olmadan “laik, demokratik cumhuriyetin” inşası olanaksızdır. Kendi özgeçmişimle bağlantılı olduğu için bu yazımda restorasyon adına aceleyle atılmış birçok adımdan sadece ikisi üzerinde durmak istiyorum.

SULTAN II. ABDÜLHAMİT HASTANESİ

GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Adının “Sultan II. Abdülhamit Hastanesi” Olarak Değiştirilmesi:

II. Abdülhamit daha üç yaşındayken babası Sultan Abdülmecid tarafından 1845 yılında yaptırılarak hizmete açılan hastanenin adının sözüm ona “restorasyon(!)” kapsamında hastaneyi yaptıranın değil de oğlunun adının konması “danışmanların” cehaletinden mi, yoksa birilerine damardan şerbet verme işgüzarlığından mı kaynaklandığına varın siz karar verin. Belki de Sultan Abdülmecid’in Tanzimat Fermanını ilan etmesi ve babası II. Mahmut’un paralelinde Osmanlı İmparatorluğunun çağdaşlaşmasında öncü reformları gerçekleştirmesi de affedilmeyen günah sayılmasıdır. Bilindiği gibi II. Mahmut’un 1834 yılında açtığı Mekteb-i Harbiye-i Şahaneye kaynak sağlayan medreseler dururken Askeri Liseleri açması da pek kolay hazmedilmemiştir. Bazıları İmam Hatiplilere Harbiye’ye giriş olanağının sağlanmasını bir rövanş olarak değerlendirdiği gözden elbette kaçmıyor.

Cumhuriyet kurumlarına, yapılarına sultanların isimlerinin verilmesi geleceğe değil, geçmişe referans vermesinden içime pek sindiremem. Osmanlı döneminde inşa edilen bir kuruma ulusumuzun hayırla andığı bir sultanın ismi elbet verilebilir.    Bazı kesimlerce şu veya bu nedenle alerji duyulan Abdülmecid’in yaşama geçirttiği bir kuruma adının verilmemesinin nedenleri üzerinde daha fazla yorum yapılmasına gerek yok sanırım.  Ancak bu kuruma illa bir sultan ismi verilecekse Abdülmecid’in oğlunun ismi değil babası II. Mahmut’un ismi verilmeliydi. Kısaca nedenini açıklayayım:

Bilindiği gibi her yıl 14 Mart Tıp Bayramı olarak kutlanır. Bunun nedeni II. Mahmut tarafından 14 Mart 1827 tarihinde “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adıyla tıp okulunun açılmasıdır. Bu tarih ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Sultan II. Mahmut daha ileri tarihlerde bu kurumu yeni düzenlemelerle daha da geliştirilmesine olanak sağlamış (1836-1839) ve okula Mekteb-i Tıbbye-i Adliye-i Şahane ismi verilmiştir. (Bu arada II. Mahmut yazdığı şiirlerde “Adli” mahlasını kullanması nedeniyle Hastaneye Sultan’a referans vermek için Adliye kelimesinin ilave edildiğini belirtelim.)  Daha sonraki dönemlerde okulun adından  “Adliye” kelimesi kaldırılarak, “Mekteb-i Tıbbiye-i  Şahane” ismi kullanılmıştır.

Sultan Abdülmecid tarafından Anadolu yakasında başta Selimiye kışlası olmak üzere konuşlu askeri birliklere hizmet vermek için açılan hastane, III. Selimin vezirlerinden Haydar Paşa’nın arazisinde inşa edildiği için “Haydarpaşa Askeri Hastanesi”  olarak adlandırılmıştır. Bu hastane 1870 yılından itibaren 1898 yılına kadar ayni zamanda Askeri Tıbbiyeyi bitiren doktorların staj yeri olarak hizmet vermiştir.

II. Abdülhamit’in döneminde inşa edilen, faaliyete geçen görkemli tıbbiye okul ve hastaneler varken neden Haydarpaşa Hastanesinin adının değiştirilmesine şaşmamak mümkün değil. Bunlardan ilki,  bugünkü GATA’nın orijinini oluşturan, Topkapı Sarayı surları içerisinde Gülhane Askeri tatbikat Okulu ve Hastanesidir. Bu hastane 30 Aralık 1898 tarihinde faaliyete geçerek Askeri Tıbbiyeyi bitirenler Haydarpaşa Askeri Hastanesi yerine Gülhane’de açılan yeni hastanede staj yapmağa başlamışlardır. Bu hastane adı değiştirilmeden Cumhuriyet döneminde (1941) Ankara’ya taşınmıştır.

Haydarpaşa Askeri Hastanesinin 1 Ekim 1985 tarihine kadar Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ile hiçbir bağı olmamıştır. Bu tarihte bünyesinde Tıp Fakültesi açılan GATA’ya bağlanarak, adı “Haydarpaşa Askeri Eğitim ve Araştırma Hastanesi” adını almıştır. Bu bağ da 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kanun Gücünde Kararname ile koparılmıştır. Kısacası 1985 yılındaki isim değişikliğine dayalı olarak bu hastanenin adının Abdülhamit olarak değiştirilmesi gerçekleri göz ardı eden bir zorlama ve goygoyculuktan ibarettir.

Abdülhamit adının sağlık kuruluşunda yaşatılmasını çok arzu eden ilgililerin onun döneminde inşa edilen çok daha görkemli binaları seçmeleri daha uygun olurdu. Bunlar, yine Haydarpaşa’da 1903 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’nin taşındığı binadır. Bu görkemli bina (moda tabiri ile külliye) halen Marmara Üniversitesinin bazı bölümlerinin yerleşkesidir. Bunların dışında ayni bölgede II. Abdülhamid’in iradesi ile inşa edilen Numune Hastanesinin de bulunduğunu hatırlatalım.

ASKERİ LİSELERİN KAPATILMASI

Askeri Liselere giriş sınavlarının son dönemde YÖK’e bağlı ÖSYM tarafından yapılması sonucu, paralel yapının bu okullara sızmasını sağladığı acı bir gerçektir. Bugün sadece Harbiye ve Askeri Liselere değil, uzman alımlarında dahi ÖSYM sınavları esas alınmaktadır. Hesap sorulacak ise, ÖSYM’nin sinsi ellere geçmesine olanak sağlayanlardan sorulmalıdır. Askeri liseler fakir halk çocuklarına okuyup subay olma olanağı vererek, Ordu ile Türk Ulusu arasında kopmaz bağların oluşmasına olanak vermiştir.   General olan ve yükselen devre arkadaşlarımın büyük çoğunluğunun aileleri maddi açıdan çocuklarına iyi bir eğitim verme olanağı bulunmadığını söylemem yeterli olacaktır. Çözüm bu okulları kapamak değil, bu okulların yozlaşmasını, cumhuriyet düşmanlarının bu okullara sızmasını önlemektedir.  Bu arada bu okulların “darbeci” yetiştirdiği iddiası da bir safsatadan ibarettir. Rakamlarla bir hatırlatma yapalım:

15 Temmuz darbe girişimine katıldığı belirlenen 129 generalin yüzde 45’nin (60) askeri lise kaynaklı, yüzde 55’nin (69) ise sivil lise kaynaklı olduğu belirlenmiştir. Yüzeysel bir irdeleme ile sayısal olarak bir denklik söz konusu olduğu düşünülebilir. Derinliğine incelemede ise iddiaların aksine sivil kaynaktan Harp Okullarına girenlerin önemli bölümünün darbeci olduğu görülmektedir. Konuyu rakamlarla açıklamaya çalışalım:

Darbe girişimine katılan generallerin devrelerine bakıldığında büyük çoğunluğunun Harp okullarına girişinin 1981-1985 döneminde olduğu anlaşılıyor. Kesin rakamlar elimde olmamakla beraber bu dönemde her yıl Harp Okullarına (kara, deniz, hava dahil) alınan öğrencilerin en fazla yüzde beşinin sivil liselerden olduğunu kabul edilebilir. Devre olarak yıllara göre değişmekle beraber Harp Okullarına kaydı yapılan toplam öğrenci sayısı ortalama 800 civarındadır. Harp Okullarından beş yılda 4000 subay mezun olduğu kabul edersek, bunun 3800’nün askeri lise kökenli, 200’nün ise sivil lise kaynaklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tabloya göre sivil kaynaklardan harp okullarına katılanların yüzde 35’nin, Askeri Lise kökenli olanların ise yüzde1,6’sının darbeye katıldığı söylenebilir. Son dönemde ÖSYM kanalı ile paralel yapının büyük ölçüde bütün Askeri Okullara giriş sistemini tam denetim altına alması sonucu paralel yapıya müzahir genç subay, astsubay ve uzman miktarında artış olduğu yadsınamaz.

Son olarak bir arkadaşımın gönderdiği iletideki Japon atasözünü okurlarla paylaşmak isterim:

Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkun!

Çetin Doğan

Odatv.com

About armadmin 9322 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.