anadoluverumelimedya.com

Aliağa-Foça’daki Ekolojik Tahribat ve Yeni Başlangıç için Mitinge Davet

Reklam alanı

Aliağa-Foça bölgesine yaptığımız gezide bölgede yaratılan ekolojik tahribatın boyutlarının dehşetiyle bir kez daha yüzleştik. 15 Mayıs’ta bu gidişe hep birlikte dur demek için farklı ülkelerle eşzamanlı olarak Aliağa’da yapılacak fosil yakıt karşıtı bir miting var.

Dostluk Dayanışma Vakfı İzmir Şubesi; EGEÇEP (Ege Çevre Platformu) ve FOÇEP (Foça çevre platformu) ve ALÇEP (Aliağa Çevre Platformu) işbirliği ile üyelerine yönelik olarak geçen hafta Aliağa ve Foça’ya teknik bir gezi gerçekleştirdi.

Reklam alanı

Dostluk Dayanışma Vakfı İzmir Şubesi Başkanı Şehnaz Demirbağ; vakfın 2000 yılında kurulduğunu ve bin üyesi olduğunu belirtti. Her yıl başarılı 100 öğrenciye (çoğu üniversite öğrencisi) burs veriyorlarmış. 12 Eylül mağdurlarıyla dayanışma ve yardımlaşma amacıyla kurulmuş Türkiye genelinde örgütlü ve başarılı bir sivil toplum örgütü.

Ben hem EGEÇEP hem de Dostluk Dayanışma Vakfı üyesi olarak bu geziye katıldım. Bu geziyle yıllardır varlığını sürdüren Aliağa-Foça cehennemini yakından gördük. Gezi boyunca FOÇEP Eş Sözcüsü Bahadır Doğutürk ve EGEÇEP üyesi Çevre Mühendisi Burçak Uysal bize teknik bilgiler verdiler. Ayrıca Gemi Söküm Sanayicileri Derneği Başkanı Adem Şimşek’te gemi söküm bölgesi ile ilgili kısa bir bilgiler verdi.

Gözden çıkarılmış bir bölge

Aliağa bölgesi 1960 Anayasası ile ağır sanayi bölgesi ilan edilmiş ve gelişigüzel büyümüş. Bu gün bölgede 3000’e yakın irili ufaklı işletme faaliyet gösteriyor.

Tehlikeli gemi söküm tesisleri ve yan sanayi, rafineriler, petrokimya tesisleri, lpg dolum tesis ve depoları, Ing dolum tesis ve depoları, limanlar, gübre fabrikaları, haddehaneler, ark ocaklı demir çelik tesisleri, döküm ve demir türevleri (saç, çivi tel vs.) konusunda faaliyet gösteren fabrikalar; ithal kömür depoları, ithal ve yerli hurda depoları, taş ocakları, doğalgazlı ve kömürlü termik santraller,  lojistik depoları, yağ ve yem fabrikaları ve depoları bulunmakta.

45 yıldır bölgede faaliyet gösteren tesislerin atıklarından oluşan cüruf, tufal, baca tozu kül dağları (40-50 milyon ton) ve acımasızca doğaya salınan; madensel yağlar, ağır metaller, asbest ve petrol türevleri dahil pek çok atık bölgeyi bir cehenneme çevirmiş.

Bütün bu kirlilik yetmezmiş gibi bir de üstüne iki yıldır çalışan ithal kömürlü termik santral ve ikisi petrokoklu olmak üzere planlanan yeni kömürlü ve doğalgazlı termik santraller eklenmiş.

Bunca kirletici tesis kümülatif olarak adeta bir nükleer tehdit oluşturuyor. Bu bölgeden kaynaklanan hava kirliliği İzmir’in büyük bir kısmını hatta körfezin karşı kıyılarını bile etkiliyor.

Aliağa-Foça bölgesinde özellikle denizin kıyısı olmak üzere büyük bir alan bu tesislerle ve termik santrallerle kuşatılmış. Bu bölgedeki tesisler çevreyi ve doğayı; insanları azar azar zehirleyen birer canavar adeta. Bunlar turkuaz rengi o güzelim denizi tutsak bir deniz haline getirmişler. Toprağı havayı ve suyu denizi her gün çeşitli kimyasallarla zehirleyerek ‘Ekosistem’i derinden etkiliyor; zincirin halkalarını bozuyorlar.

Şifa kaynağı zeytinlikleri, masmavi güzelim denizi, fokları, eşsiz doğası ve Nemrut körfezindeki Kyme antik kentiyle eskiden bir cennet olan bu bölge; şimdi geri dönüşümü olmayan ölmüş bir bölge olmuş artık. Burası yıllar önce ağır sanayi bölgesi ilan edilerek tamamen gözden çıkarılmış zaten.

Ekolojik yıkım

Tehlikeli gemi söküm işletmelerinin bulunduğu bölgeye doğru yol alıyoruz…

Aliağa’daki kirliliğin en büyük nedeni tehlikeli gemi söküm tesisleri ve demir çelik fabrikaları.

Tesisler çevre ve halk sağlığı açısından hiçbir önlem alınmadan, kirletici unsurlara ilişkin düzenli izleme ve denetim mekanizmaları işletilmeden, iş sağlığı ve iş güvenliği gözetilmeden çalışıyorlar. Dolayısıyla bu durum Aliağa’daki ekolojik yıkımın hızla devam etmesine sebep oluyor.

Önce bölgeyi gezmemize izin vermediler. Çok ısrar edince belli bir mesafeye kadar izin verdiler. Sağ tarafta yan sanayi tesisleri, sol tarafta deniz kenarında gemi söküm işletmeleri konuşlanmış.

Meslek hastalıkları

Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Başkanı Adem Şimşek bize kısa bilgiler verdi. Toplam 22 gemi söküm tesisi olduğunu, 1200 işçi çalıştığını, işçilerin sendikasız olduğunu söyledi. İşçiler burada sendika istemiyormuş. Zaten işçiler ve işverenler ya akraba ya da hemşeriymiş.

İşçiler işe başlamadan belirli bir eğitimden geçirilmiyor; işçilik babadan oğula devam ediyormuş.

Bu kadar riskli bir işte çalışan işçilerin belli bir eğitimden geçirilmeden çalıştırılmaları oldukça düşündürücü.

Başkan ise bu bölgede yetkililerce düzenli olarak ölçümlerin yapıldığını ve hiçbir risk içeren unsurun çıkmadığını ısrarla vurguladı.

Ancak basında çıkan haberler farklı.

Angola’dan gelen Kuito isimli 113 tonluk dev geminin radyasyon ölçümü yapılmadan söküldüğü, çevrecilerin itirazları üzerine gemi söküldükten aylar sonra yürütmeyi durdurma kararı çıkması, vs…

Aynı bilgileri ve endişeleri dile getiren EGEÇEP üyesi ve birçok çevre davası açan Avukat Arif Ali Cangı bu geminin sökümünün çok ciddi nükleer kirlilik yarattığını vurguladı.

Bu riskli ve zor işten dolayı, her yıl kaç işçinin meslek hastalığına yakalandığını ve öldüğünü bilmiyoruz. Ama gemi söküm işletmelerinde yoğun radyasyona ve kimyasallara maruz kalan işçilerin sağlıklarının bozulabileceğini tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek.

Avrupa’da söküm tesisi yok

Verilen bilgilere göre, Avrupa ve Ortadoğu’da fiilen gemi sökümü yapan işletmeler yok. Bu tesisler Endonezya, Çin, Pakistan, Hindistan ve Türkiye’de bulunuyor. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın hurda gemilerinin çöplüğü Türkiye; ucuz iş gücünden dolayı tercih ediliyor.

Gemilerin içerisi özel kimyasal maddelerle dolu havuzlarda sökülmesi gerekiyormuş. Başkan Adem Şimşek havuz sistemi için ek yatırımlar yapılması gerektiğini söylüyor. Ama işletmeler pahalı yatırımlar olduğu için buna yanaşmıyormuş. Devletin de bu konuda hiçbir ekonomik desteğinin olmadığını, işletmelerin de bu yatırımları yapacak ekonomik güçte olmadığını belirtiyor dernek başkanı.

Sanırım havuz sistemini zorunlu kılan hiçbir kanun ya da yönetmenlik vb. de yok. Ya da var ama uygulanmıyor. Bu işletmelere ruhsat verilirken havuz sistemi zorunlu bir koşul olsaydı işletmeler mecburen bu sistemi uygulamak zorunda kalırlardı.  Varlıklarını sürdürenler de havuz sistemi için ek yatırımlar yaparlardı o zaman.

Atıklar ne oluyor?

Çok eski ve ilkel yöntemlerle çevre ve insan sağlığı düşülmeden bu tesislerde tehlikeli gemilerin sökümü devam ediyor. İnsan sağlığı ve ekosistem için birinci derece kirleticiler olan bu atıklar ne oluyor bu şartlarda? Bunu sorgulamak gerekiyor.

Adeta bilimkurgu filmlerini anımsatan bu bölgeden içimiz burkularak; doğamızın ve insanımızın zehirlendiğini gördüğümüz için derin üzüntü duyarak ve bir insan olarak utanarak ayrılıyoruz.

 

Termik santraller ve cüruf dağları

İkinci olarak termik santral cennetine gidiyoruz. Önce dumanları tüten santralleri görüyoruz. Biraz ilerleyince sağ tarafımızda yükselen siyah cüruf dağlarını görmeye başlıyoruz. Çok ürkütücüler. Yol boyunca bu dağlar devam ediyor. Hiç bitmiyor. Yeşilin ortasında siyah birer canavar gibiler.

Sol tarafımız yeşil. Bahar olanca güzelliğiyle kendini hissettiriyor; adeta büyülüyor. Bu yeşilin ortasında ayrıksı duran bu siyah cüruf dağları ve termik santrallerden çıkan küller, dumanalar, havayı, toprağı, suyu kirletiyorlar. Tesislerin etrafını çevreleyen tel örgüler ve duvarlar kirliliği önleyemiyor.

Güzelim papatyaların lalelerin üzerine kül yağıyor. Bir zamanlar bu dağların yerindeki eşsiz doğayı; yaşayan yüzlerce börtü böceği, verimli zeytin bahçelerini, üzüm bağlarını hayal ediyor ve yüreğimiz burkularak o bölgeden ayrılıyoruz. Çünkü fosil yakıtların ve termik santrallerin yaşamı öldürdüğünü; hiç de gerekli olmadığını, vahşi kapitalizmden dolayı elektrik enerjisinin bu kadar çok tüketildiğini biliyoruz.

Aliağa’da yoğun kimyasalların ve kirli havanın neden olduğu kanser ve başka diğer hastalıklarla ilgili istatistik çalışmalar var mı, merak ediyoruz. Zira bu kadar çok kirleticinin olduğu bir bölgede ciddi sağlık sorunlarının görülmesi kaçınılmaz.

Ekolojik sorunlar sınır tanımıyor; bu sorunlar küresel boyutta. Bir yerdeki sorun aynı zamanda çok uzaklardaki başka bir bölgeyi de etkileyebiliyor.

Bu gezi bizim açımızdan çok verimli geçti. Foça-Aliağa cehennemini yakından gördük, yaşanan yoğun kirliliğe tanık olduk.

Şimdi bu gidişe hep birlikte dur demek için çalışmaya devam etmek gerek. İlk adım

15 Mayıs 2016 ‘da Aliağa’da farklı ülkelerle eşzamanlı olarak yapılacak fosil yakıt karşıtı miting olabilir. Tüm doğa ve insan dostlarını bekliyoruz.

kömürden kurtul-son

*Maraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. Tarım bakanlığından emekli tarım teknikeri. Halen sosyoloji 4. Sınıfta öğrenim görüyor. Yerel Tohum Derneği ve Yazarevi Topluluğu Derneği kurucu genel kurul üyesi; Kadın Yazarlar derneği, EGEÇEP VE Tarım Ekonomisi derneği üyesi. Bu STK’lar da halen çalışmalarını aktif olarak sürdürüyor. Çevre aktivisti. Çeşitli online ve basılı dergi ve gazetelerde köşe yazıları yazıyor; öyküleri yayınlanıyor.

kuzeyormanlari

Reklam alanı
About armadmin 9278 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.

İlk yorumu yazan siz olun

Yorumunuzu yazın