2. Milli Mücadele. İçindeyiz.

 

Reklam alanı

Nasıl olduğunu hiç anlamadık. Daha doğrusu 100 yıl öncesi gözlerimizin önünde olduğundan, o zamanın şimdiye uyarlanmış halinin böyle olacağını göz önüne getiremedik.

100 yıl öncesinde de algı operasyonu vardı. Uçaklardan Anadolu’da kağıtlar atılıyor, üzerlerinde halkı kışkırtıcı yanlış bilgiler bulunuyordu. Yabancı güçlerle işbirliği yapmış olanlar, ve de kendilerini çaresiz hissettiklerinden, birileri gelsin, esir olalım ama ölmeyelim diye düşünenler vardı.

Bugün kullanılan metodlar çok daha sinsi. Ülkeyi kendi düşüncelerine göre şekillendirmek için 100 milyonlarca doları saçan dış güçler, 100 milyarlarca dolar getiri beklentisindeler.

100 yıl önce Atatürk onlarca yıldır kırılmakta olan halktan bir ordu çıkarmayı başardı. Bu ordu ve halk cumhuriyetimizi kurdu.

Ateşli silahların geliştirilme dönemine denk gelen savaşlarda ordular karşı karşıya geldiler, Sakarya, Dumlupınar gibi savaşlardan Türk Ordusu galip olarak çıktı, halk cepheye mühimmat taşıdı, çocuğunun üzerinden örtüyü aldı, mühimmatı örttü, kahramanlıklar yaptı, ve ölümsüzleşti  Anadolu insanı, kadını.

Peki bugüne gelirsek, “halk artı ordu” denklemi nasıl kurulmalı? Aynı şekilde mi, çok daha farklı şekilde mi?

Bunun denemesi şu anda güneydoğuda yapılıyor. İnsanlar hendek kazıyor, ona düşmanı olduğu söylenen kendi ülkesinin askerini siper kazıp bekliyor. Ama artık kendi eline kazma kürek almayıp çok daha yenilikçi savaş unsurlarını kullanan batı, bölge insanını 100 yıl öncesi gibi yönlendirmeyi o bölgeye layık buluyor.

Ama asıl savaş burada mı, böyle mi?

Sinsice teslim alınmış bir ülke için onun adaletini, tarımını, hayvancılığını, eğitimini, çevresini, kaynaklarını, fabrikalarını sıfırlayan bir sistem var. İnsanların uyanmasını engellemek için şu ana kadar doğrudan hayatına karışmayan, diziler ve günlük hayatı değiştirmeden medyadaki yazıları değiştirmeye başlayıp onları esir olmaya yavaş yavaş hazırlayan güçler var. Günlük hayatına devam eden zannediyor ki, hiçbir şey yapmazsa paçayı kurtarır. Ya da biri gelir onu kurtarır. Ya da çocuğu büyüyünce ona “Sen durgun zekalı mısın?” demez.

Sn. Osman Pamukoğlu’nun bir sözü var. “Kaçarak özgür olunmaz” diyor. Şu anda normal hayatına devam ettiğini düşünenlerin hiç biri özgür değil. Mutsuzlar, ve bu algıyı beyinlerinin arkasına itiyorlar.

O zaman bu günün mücadelesi nasıl olmalı? Esir alınan alanları geri almak için önce niyet edip, ve kimden alındıysa onlar geriye almak için harekete geçmeye başlayarak. Eğitim, tarım, hayvancılık, çevre, kadın hakları. Bu nasıl olacak? Bu konularda kim çalışıyorsa, içinde olduğu konuda mücadeleye başlayacak. Eğitim sektöründe çalışan, ona bugüne kadar akıtılmış olan kaynaklara olan borcunu, şimdiki sistemi nasıl düzeltirim diye düşünerek, çözümler geliştirerek, elinden gelenin en iyisini yaparak ödemeye başlayacak. Diğer sektörlerde de aynı. Bu nedenle Anadolu ve Rumeli Medya’da çeşitli başlıklar görüyorsunuz. Bu konularda son durumu görmek, bir yerlerden başlayabilmek için.

Bu konuda küçük bir örnek. İmam hatip okulları. İsteniyor, açıyoruz diyorlar. Daha fazla kişi de “istemiyoruz, açmayın” demeyi becerebilmeli. Geçenlerde bir akrabanın küçük oğlu, 8 yaşlarında. Karnesinde bir dersten iyi almış, gerisi hep pekiyi. Kıyamet, ağlama, isyan. “Ne oluyor?” dedim. İmam hatipe gitmekten sonsuz bir şekilde korkuyormuş. Bu çocuğun isyanı anne, baba, öğretmen ve konu ile ilgili herkesin aktif olmaya ve her yerde aktif olmaya başlamasının büyük gereklilik olduğunu görmesini sağlamalı.

Unutmayın, Ata’mızın sözü:       “Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır”    ve ayrıca

Sn. Türkan Saylan’ın sözü:           “Her eğitimli kadının bu cumhuriyete borcu var”.

Muhtaç olduğunuz kuvvet , damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.

Nevra Ölçer

About armadmin 9308 Artikel
Günlük olaylara toplum duyarlılığını yükseltebilmeyi umuyoruz.

İlk yorumu yazan siz olun

Yorumunuzu yazın